Podcast

Dinle

AB+

[Arek Qadrra ve Berka Beste Kopuz]

Üniversitede başlayan bir arkadaşlık, ortak atölye deneyimleri ve kentte birlikte yapılan yürüyüşler… Beste Kopuz ve Arek Kadra’nın kurduğu AB Pozitif, birbirini tanımanın ve birlikte denemenin içinden doğuyor. İkiliyle ortak üretimin gündelik hayatını, fikir ayrılıklarını, birbirine alan açmayı ve isimlerindeki “artı”nın yeni olasılıklara nasıl yer bıraktığını konuştuk.

CC: Önce sizi tanıyalım. Kişisel pratikleriniz nasıl şekillendi?

Beste: 2017 yılında Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Resim çıkışlıyım ama disiplinlerarası çalışıyorum; sanat dünyasında mimarlığa yakınlığımla da biliniyorum. Uzun zamandır kent üzerine çalışıyorum. Son dönemde daha çok araştırma tabanlı projeler üretiyorum. Bunlar kimi zaman mekâna özgü işler, kimi zaman fotoğraf ve farklı malzemelerle geliştirdiğim çalışmalar oluyor.

Arek: Ben de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum. Beste’yle aynı yıl mezun olduk. Herhangi bir disipline çok bağlı kalmadan çalışıyorum. Lisans yıllarında manzarayla başlayan pratiğim, zamanla mimari öğeler, beden ve felsefi düşüncelerle birleşerek farklı yönlere ilerledi.

Çeşitli malzemeler ve teknikler kullanmayı seviyorum; bunun beni geliştirdiğini düşünüyorum. Ses, kolaj ve daha geleneksel resim çalışmaları pratiğimin içinde yer alıyor. Yüksek lisans tezimi de telepresence kavramı üzerine yazdım. Bedenlerimizin ve düşüncelerimizin dijital dünyada, zaman ve iletişim bağlamında nasıl değiştiğiyle ilgilendim.

CC: AB Pozitif nasıl ortaya çıktı? Başından beri uzun süre birlikte üretmeyi mi düşünüyordunuz?

Beste: Arek’le 2013’ten beri tanışıyoruz. Aynı dönem, aynı okul, aynı bölüm… Sonra aynı atölyeyi de paylaşınca birlikte düşünme süreçlerimiz başladı. 2019’da ilk ortak üretimlerimizi gerçekleştirdik ve bu birlikteliğe AB Pozitif adını verdik.

Ama başından çizilmiş bir yol değildi. Biraz “kervan yolda düzülür” sistemiyle ilerledi. Kişisel pratiklerimizdeki günlük ritüeller birbirine benziyordu. İkimiz de fotoğraf çekiyorduk, kent odaklı ama farklı perspektiflerden işler üretiyorduk. Önce birlikte fotoğraf çekmeye çıktık, sonra birlikte notlar alıp okumalar yaptık. Konuştukça bir şeyler ortaya çıkmaya başladı ve “Evet, başlıyoruz” dedik.

Arek: Üniversite yıllarında birbirimizin çalışmalarını görüyor, fikirlerimizi paylaşıyor ve tartışıyorduk. Fotoğraf makinelerimizi alıp sokağa çıkmayı, yeni şeyler denemeyi seviyorduk. Ürettiklerimizi yan yana getirdiğimizde bazı pratiklerin birbirine benzediğini ya da aralarında ilişki kurulabileceğini fark ettik.

Bir fotoğraf, bir maket veya başka bir şey olabilir; bunları yan yana getirdiğimizde ne olacağını merak ediyorduk. Ortaya çıkan şeyin bir sözü olduğunu hissettiğimizde de devam etmek istedik. Başlangıçta bizi bir araya getiren biraz merak, heyecan ve o sinerjiydi.

Arek Qadrra ve Beste Kopuz gümüş renkli esnek boru yerleştirmesinin önünde
Galeri zeminine uzanan gümüş esnek borular ve siyah taş yığını

CC: İlk kapsamlı ortak çalışmanız neydi?

Beste: Kaldırımlar üzerine geliştirdiğimiz bir çalışmaydı. İkimiz de kentle ilgileniyorduk; gündelik hayatta sık karşılaştığımız ama çoğu zaman üzerinde durmadığımız imgeler kişisel çalışmalarımızda da vardı. Ortak projede kaldırımlar odağımız oldu ve onlar üzerine okumaya başladık.

Çalışma, mekâna göre şekillenen ve izleyicinin katılımıyla gelişen bir enstalasyona dönüştü. O dönemde birlikte üretmeye başladığımızı bilen birkaç kişinin teklifiyle bir sergi projesine dahil olduk. Bu bizi cesaretlendirdi. Taslak aşamasından çıkıp “Bunu yapıyoruz” dediğimiz ilk kapsamlı işti.

Arek: Enstalasyonun içinde animasyon, ses ve fiziksel malzemeler vardı. Şehrin farklı yerlerinden kaldırım taşları topladık; onların dizilimlerini ve yan yana geldiklerinde oluşan bağlamı yeniden düşündük. Ses kayıtları alıp onları dönüştürdük, kaldırımların ritimleri üzerine çalıştık.

Bu tekniklerin bazılarını daha önce deniyorduk ama sesle çalışma meselesini ilk kez bu kadar somut biçimde ele aldık. Çalışmayı Digilogue’un sağladığı bir mekânda sergileme fırsatı bulduk. Kısa süre açık kalabilmiş olsa da bize iyi geldi; birlikte üretimin devam edebileceğini gördük.

CC: Yakın zamanda Kasa Galeri’de de bir serginiz oldu. İlk işlerinizden bugüne iş bölümünüz nasıl gelişti? Belirli sorumluluklarınız var mı?

Beste: Üzerine oturup kesin bir iş dağılımı yaptığımız bir sistemimiz yok. Ama iki noktayı çok önemsiyoruz: Fikir aşamasında ve üretim, kurulum aşamasında ikimizin de bulunması.

Bir sergide bir iş Arek’in, diğer iş benim ve bunlar yan yana geliyor gibi bir yaklaşımımız yok. Her işe birlikte karar veriyoruz; ikimizin de eli değiyor. Sürecin her aşamasında bulunmayı önemsiyoruz.

Uzun zamandır birbirimizi tanımanın kolaylaştırıcı yanları da var. Kimin hangi konuda daha güçlü olduğunu biliyoruz. Bu yüzden birbirimize alan açıp “Bu senin alanın, senin yaklaşımınla ilerleyelim” dediğimiz durumlar oluyor. Bu dağılımı biraz projenin kendisi belirliyor.

Arek: Önce elimizde ne olduğunu ve ne yapabileceğimizi düşünüyoruz. Birimizin bir programı iyi kullanması ya da diğerinin bir malzeme hakkında bilgili olması süreci etkiliyor. Ama yalnızca bildiklerimizle de kalmıyoruz. Bunları nasıl farklı kullanabileceğimizi, başka malzemelerle veya süreçlerle nasıl birleştirebileceğimizi araştırıyoruz.

Birbirimizin becerilerini bilerek destekleyici biçimde çalışıyoruz. Fikirleri ortaya koyuyor, konuşuyor ve projenin gerekliliklerine göre geliştiriyoruz.

CC: Birlikte çalışırken önemsediğiniz ritüeller veya kullandığınız araçlar var mı?

Arek: En önem verdiğimiz şey fiziksel olarak yan yana gelmek. Atölyede ya da başka bir buluşma yerinde, bilgisayarın veya malzemenin başında düşünmek için kendimize zaman ayırıyoruz.

Bu her zaman mümkün olmuyor. O zaman çevrimiçi görüşmeler yapıyor, ortak bir doküman üzerinde çalışıyoruz. Fikirleri, teknikleri ve soruları hızla kaydettiğimiz bir alan bu. Düzenli bir metinden çok, üzerine sürekli not aldığımız bir kâğıt gibi.

Beste: Dijital bir eskiz defteri diyebiliriz. Birbirimize sorular attığımız, henüz anlamadığımız ama anlamaya çalıştığımız şeyleri topladığımız bir defter.

Google Dokümanlar’ı çok kullanıyoruz, dosyalarımızı Drive’da topluyoruz. Airtable da iş akışını takip etmek ve iş bölümü yapmak açısından yardımcı oluyor. Hareketli programlarımız olduğunda birbirimizi takip etmeyi kolaylaştırıyor. Ama mümkün olduğunca atölyede yan yana çalışmaya özen gösteriyoruz.

Arek: Özellikle başlangıç aşamasında birlikte olmak hem fikirleri hızlandırıyor hem de onları daha etkili biçimde geliştirmemizi sağlıyor. Kendi kişisel pratiklerimiz ayrı ayrı devam ediyor. AB Pozitif’te ise her aşamayı birlikte düşünüyor, sonucu da birlikte değerlendiriyoruz.

CC: Atölyede birlikte bulunmak üretiminizi nasıl etkiliyor?

Beste: Düşünsel ve kavramsal taraf çok önemli ama günün sonunda somut bir şey de ortaya çıkıyor. O yüzden atölyede bulunmak bu sürecin temel bir parçası.

Sanatçılara bazen “Ne güzel, hobiniz işiniz olmuş” gibi yaklaşılıyor. Oysa bizim de atölyenin kapısını açıp çalışmaya başladığımız bir düzenimiz var. Her gün somut bir sonuç çıkmayabilir ama orada bulunmak, zaman geçirmek ve düşünmek de çalışmanın içinde.

Arek: Bizim sürecimiz bir üretim hattı gibi işlemiyor. Atölyeye gidip bazen uzun süre bir sonuç üretmeden düşünüyorsun, başka şeylerle uğraşıyorsun. Kendi atmosferinde fikirlerini ve hayallerini geliştiriyorsun. Bir çalışmanın gerçekleşmesine giden yolun parçası da bu.

CC: Fikir ayrılıklarını nasıl yönetiyorsunuz? Birbirinizi ikna etmek için pazarlık yaptığınız oluyor mu?

Beste: Tabii oluyor. Ama bunun işi besleyen taraf olduğuna inanıyoruz. Gerçekten masanın iki ucuna oturup “Sen bunu savun, ben de bunu savunayım; birbirimizi ikna edelim” dediğimiz zamanlar var.

Sonunda ikimiz de ortaya çıkan işin iyi olmasını istiyoruz. Bu yüzden kendi fikrimize biraz dışarıdan bakıp seçeneklerden birini seçebiliyoruz. Ama o pazarlık mutlaka yapılıyor.

Arek: Amacımız bir şeyleri krize sokmak değil. Birlikte düşünmeye ve başkalarını da düşünmeye davet edebilecek çalışmalar üretmek istiyoruz. Bu ortak motivasyonu hatırladığımızda fikir ayrılıklarını aşmak kolaylaşıyor.

Süreç bizim için önemli; o süreci nasıl yaşadığımıza, duygularımıza ve düşüncelerimize dikkat ediyoruz. Bir yandan da ulaşmak istediğimiz bir nokta var. İhtimalleri açık bırakıyoruz ama o hayal bize hareket etme gücü veriyor.

Karşılıklı açık olmak gerekiyor. “Sen daha mantıklı düşündün” diyebilmek ya da “Buna bir de şunu eklesek?” diye sorabilmek. Birbirimize alternatifleri deneme alanı tanıyoruz.

Beste: Ayrı yollardan yürüsek bile hedefimiz ortak olduğu için bir yerde kesişiyoruz. Yan yana gelmek kendi kararımız. Bu yüzden o tatlı pazarlıkları olumsuz bir sınav gibi yaşamıyoruz. Bazen her fikir ayrılığı yeni bir kapı açıyor.

CC: Bu tartışmalar bir işi başlangıçta düşündüğünüzden farklı bir yere götürebiliyor mu?

Arek: Evet, bazen hiç bilmediğimiz bir yere gidiyor. Başlangıçta kafamda bir görüntü oluyor ama paylaştıkça ve denedikçe çalışma başka bir şeye dönüşüyor. Sonra “Bu, anlatmak istediğimize daha yakınmış; biz bunu görmemişiz” diyebiliyoruz.

Sürece önem verdiğimiz için o değişimi fark etmek ve ona izin vermek bizim için kıymetli. Başlangıçta hayal ettiğimizden farklı sonuçlanan birçok işimiz vardır.

Karanlık bir mekânda raf üzerinde dizili kırmızı kapaklı kavanozlar

CC: AB Pozitif adındaki “artı” benim de ilgimi çekiyor. İsminizin hikâyesi nedir?

Beste: İsim üzerine çok uzun düşünmedik. Adlarımızın baş harflerinden yola çıktık. Ama “pozitif”, yani artı kısmı çalışma biçimimizle ilişkili.

İkimiz de farklı disiplinlerle ilgileniyoruz ve birbirimizi besliyoruz. Görsel sanatlar alanında bir sergi yapıyoruz ama bir anda başka bir şey de yapabiliriz. Birlikte prodüksiyon işleri de yürütüyoruz. Yaptığımız şeyin yanına her zaman yeni bir şey eklenebileceğini kabul etmek bir hafiflik sağlıyor.

Sanki tek bir alana yönelmeli ve yalnızca onda iyi olmalıymışız gibi bir algı var. Biz öyle düşünmüyoruz. Denemeye açık olmak bizi besliyor.

Arek: Bazen bir yazı serisi, bazen bir prodüksiyon çalışması yapıyoruz. Sanatçılarla ve kültür alanından farklı kişilerle çekimler yapıyor, bunları paylaşırken bir video ve ses arşivi de oluşturuyoruz.

Bunların nereye dönüşeceğini başından sınırlamak istemiyoruz. Bir sergi olabilir, bir festival çalışması olabilir ya da başka bir şey. Kendimiz, çevremiz ve kültür için bir şey ekleme arzusuyla hareket ediyoruz.

Bizim için AB ve fazlası demek. Başka gruplarla çalışabilir, yeni süreçler geliştirebiliriz. Güzel sanatlardan başladık ama maceranın devamını açık tutuyoruz.

Beste: O artı biraz da sınırları kırmakla ilgili. Yanına yeni bir iş veya yeni bir işbirliği eklenebilir. Bir şeyleri, insanları yan yana getirmekle ilgili.

CC: Aranızda yazılı bir sözleşme var mı, yoksa ilişkiniz güven üzerinden mi ilerliyor?

Arek: Bir şirket değiliz; aramızda imzaladığımız yazılı bir sözleşme de yok.

Beste: Google Dokümanlar’da konuştuklarımızı kanıt olarak tutabiliriz belki! Ama uzun zamandır arkadaşız. Bu ilişki zamanla iş arkadaşlığına da dönüştü; onun dışında devam eden bir arkadaşlığımız var. Tamamen güven üzerine kurulu.

CC: AB Pozitif’ten önce ortak üretim deneyimleriniz olmuş muydu?

Beste: Üniversiteye 2013’te başladığımızda Bülent Şangar’la yolumuz kesişti. Ondan bir yıl eğitim alma şansımız oldu ve bu deneyim üretim konusunda çok besleyiciydi. Sınıfça veya bir araya gelmeyi seçen gruplar halinde işler yaptık. Arek’le de bu gruplarda birlikte çalıştığımız oldu.

Bir defasında yaklaşık on kişilik bir grupla hazırladığımız videoyu göstermek için odasına girmiştik. Daha videoyu açmadan bizi tebrik etti. Bu kadar kişinin yan yana gelerek bir şey üretmesini önemsiyordu. Bu beni çok etkilemişti: Bir arada olabilmek, birlikte düşünebilmek ve buna cesaret etmek.

Bugün birlikte çalışıyor olmamızda o deneyimin etkisi olduğunu düşünüyorum. İlk denemelerimizi o zaman yapmak, neyle karşılaşabileceğimizi biraz görmemizi sağladı.

Arek: Birlikte çalışmanın farklı anlamlar ve dünyalar yaratabileceğini gördük. Belki de AB Pozitif’in temelleri, orada ortak üretimin imkânlarını fark etmemizle atıldı.

CC: Ortak üretimin size en iyi gelen ve en zorlayan tarafları neler?

Arek: En iyi gelen taraf, karşındakinin düşüncesini sana rahatça açabilmesi ve bunu birlikte tartışabilmek. Elbette başka sanatçılarla da fikir alışverişi yapıyoruz. Ama bizim aramızda yılların getirdiği bir çalışma birikimi var.

Beste benim çalışma biçimimi biliyor. Bir fikrimi farklı bir açıdan yorumlayıp geliştirebilmesi çok kıymetli. Onun kafasındaki yeni düşünceleri görebilmek de öyle.

Beste: Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bazen Arek daha bir şey söylemeden ne düşünebileceğini öngörebiliyorum. Her zaman değil tabii ama bu kesişmeler süreci çok hızlandırıyor.

Zorlayan taraflara gelirsek, ben çok mükemmeliyetçiyim. Her şeyin sistematik ilerlemesini, düzgün olmasını, konuşulmasını istiyorum. Ama gündelik hayatta işler her zaman böyle yürümüyor. Zaman zaman zorlayan taraf ben olabiliyorum. Yine de bu farklılıklar ve pazarlıklar projeyi besliyor.

Arek: Ben de fikir konusunda mükemmeliyetçiyim. Bir metinde kelimelerin sırası bile benim için çok önemli olabiliyor. Beste bu yanımı biraz kırdı; deneyselliğe daha açık olmamı sağladı. Benim de ona benzer etkilerim oluyor.

Birbirimize koyduğumuz sınırları gösterebilmek değerli ama bunu yapmak her zaman kolay değil. Herkesin kendi sınırları, düşüncesi ve iradesi var. Bunları gözeterek ilerlemek gerekiyor. Yine de hiçbir zaman aşılmaz bir durum gibi görmedik. Konuşarak ve farklı yolları birbirimize göstererek ilerleyebileceğimize inanıyoruz.

CC: İlham aldığınız sanatçı ikilileri veya kolektifler var mı?

Arek: Christo ve Jeanne-Claude bizim için önemli bir referanstı. Üniversite yıllarında çalışmalarını çok takip ediyorduk. Büyük ölçekli enstalasyonları bizi etkiliyordu.

Sanat tarihinde kendi düşündüklerinize yakın şeyler yapan insanları görünce bir bağ kuruyorsunuz. Sonra daha çok okuyup anladıkça “Ben bundan nasıl ayrılabilirim, üzerine ne koyabilirim?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Onların çalışmalarını da bu şekilde takip ettik; üzerine çok konuştuk.

Beste: Birlikte tasarladığımız, henüz hayata geçirmediğimiz büyük ölçekli projeler var. Bu tür işleri gerçekleştirmiş insanları görmek motive edici. “Bunu yapabilenler var, neden olmasın?” diyorsunuz.

Bir fikri çok zor bulup kapıyı kapatmak kolay. Böyle örnekler o kapıyı aralık tutuyor ve devam etme isteği veriyor.

Arek: Bazen yalnızca eskizlerine bakmak bile ilham oluyor. Önünde bir örnek olduğunda, büyük ölçekli bir çalışmanın mümkün olduğunu görebiliyorsun. Bu da kendi çevrende neler yapılabileceği üzerine düşünmeni sağlıyor.

CC: Peki, bundan sonrası için neler düşünüyorsunuz?

Beste: Yakın zamanda bir kişisel sergi açtığımız için biraz durup üzerine düşünmek istediğimiz projelerimiz var. Kamusal alanda gerçekleştirmeyi istediğimiz büyük ölçekli çalışmalar da bunların arasında.

Arek: Şimdi onları hayata geçirmenin imkânlarına bakacağız.