Podcast

Dinle

GRIYER

[Eslem Serra Özen ve Mehmet Akif Sarı]

GRIYER’in kurucu ortakları Eslem Serra Özen ve Mehmet Akif Sarı ile mimarlık ile medya arasında konumlanan stüdyonun doğuşunu, farklı düşünme biçimlerini ortak bir üretime dönüştürmeyi, karar yorgunluğunu, romantik ilişki ile iş ortaklığının dengesini ve kolektif projelere alan açmayı konuştuk.

CC: Önce sizi ve GRIYER’i kısaca tanıyabilir miyiz?

Akif: GRIYER’in kurucu ortağıyım. Stüdyonun ilk fikri, Eslem’le önceki kariyerlerimizde fark ettiğimiz bir probleme dayanıyordu. Mimarlar ve yapı sektöründeki markalar geleneksel reklam ekipleriyle bir araya geldiğinde, mimarlığın kendine özgü dili ve üretim biçimleri çoğu zaman karşılık bulamıyordu. Bu ilişkide hizmeti veren tarafın da mimarlık eğitimi almış olması hâlinde önemli bir boşluğun doldurulabileceğine inandık.

Bu nedenle GRIYER’i mimarlık ile medyanın kesişiminde çalışan bir kreatif stüdyo olarak kurduk. Ekibimiz, mimarlık eğitimi almış ya da kariyerini bu alanda şekillendirmek isteyen kişilerden oluşuyor.

Eslem: Mimari fotoğraf ve film prodüksiyonundan kampanya tasarımına, sosyal medya ve dijital stratejiden enstalasyonlara kadar farklı ölçeklerde çalışıyoruz. Hizmet değişse de odağımız aynı kalıyor: Tasarımcıları ve tasarım dünyası için üretim yapan markaları anlamak, onların dilini görünür kılmak. Bildiğimiz bir alanda, kendi becerilerimizle gerçek bir ihtiyaca karşılık vermek GRIYER’in temelini oluşturuyor.

CC: Nasıl tanıştınız ve bu tanışıklık birlikte üretmeye nasıl evrildi?

Akif: Mimarlık öğrencilerini bir araya getiren bir etkinlikte tanıştık. Farklı okullardaydık ve ben bir dönem Berlin’de Erasmus’taydım; bu nedenle sürekli görüşemiyorduk. Buna rağmen her buluştuğumuzda bağımsız filmler üzerine uzun uzun konuştuğumuz, güçlü bir fikir alışverişi kurduğumuz bir arkadaşlığımız vardı. Benim için o sohbetlerin niteliği çok özeldi.

Eslem: Üniversite yıllarında birbirimizin becerilerini biliyor ve projelerde birbirimizden destek istiyorduk. Akif daha çok fotoğrafla, ben ise metin, anlatı ve strüktür kurmakla ilgileniyordum. İlk ortak üretimlerimiz bu karşılıklı yardımla başladı. Zamanla benzer görsel dünyalardan ve benzer tatlardan hoşlandığımızı gördük. Arkadaşlığımızı derinleştiren şeylerden biri de buydu.

CC: GRIYER’i kurma kararı nasıl oluştu?

Eslem: Mezuniyetin ardından yaklaşık üç yıl mimar olarak çalıştım; Akif ise kendi fotoğraf ve film projelerine yoğunlaşıyordu. O dönemde birbirimizi bağımsız işlerimize dahil etmeye başladık. Ben sektörde tanıştığım mimarlara Akif’i öneriyor, o da projelerinin anlatı ve yapısını geliştirirken beni sürece katıyordu. Ayrı ayrı yaptığımız işler giderek birbirine karıştı.

Bir süre sonra çevremiz bizden daha fazlasını talep etmeye başladı. Ürettiğimiz işlerin karşılık bulduğunu ve bunun düzenli bir hizmete dönüştüğünü gördük. GRIYER biraz bizim bilinçli kararımızla, biraz da çalıştığımız insanların bizi o yöne itmesiyle şekillendi.

Akif: Stüdyo, önceden belirlenmiş bir iş modelini uygulamaktan çok, zaten birlikte yaptığımız işlere bir isim ve sistem kazandırdı. Mimarlık bilgisini medya üretiminin araçlarıyla birleştirmek, zamanla niş ama güçlü bir konuma dönüştü.

CC: Ortaklar olarak sorumlulukları nasıl paylaşıyorsunuz?

Akif: Katı ve geleneksel görev tanımlarımız yok. Rollerimiz, farklılıklarımız ve güçlü yanlarımız üzerinden şekilleniyor; proje ve müşteri bazında değişebiliyor. Bazen Eslem’in iletişimi daha rahat yürüttüğü bir süreci o yönetiyor, bazen ben öne çıkıyorum. Projenin ihtiyacına göre hareket etmek, sabit bir hiyerarşiden daha verimli geliyor.

Eslem: Bu esneklik yalnızca ikimiz için değil, ekip için de geçerli. Herkesin düşünme ve üretme biçimine alan açmaya çalışıyoruz. Bir kişinin güçlü olduğu alanı kalıcı bir kutuya dönüştürmek yerine, o becerinin projeye nerede en çok katkı sağlayacağını araştırıyoruz.

CC: Ticari projelerde karar verme süreciniz nasıl işliyor?

Akif: Ticari projelerde önce hiçbir fikri reddetmeden havuzu olabildiğince genişletiyor, sonra çok sert bir eleme yapıyoruz. Seçimi kişisel beğeniden çok projenin sorusuna göre yapıyoruz: Hangi fikir problemi daha iyi çözüyor, mesajı daha açık taşıyor ve işi ileri götürüyor? Doğru soruları sorduğumuzda karar süreci daha mekanik ve izlenebilir hâle geliyor.

CC: Müşteri bu yaratıcı kararların neresinde duruyor?

Eslem: Müşterilerimizden çok şey öğreniyoruz. Çoğunlukla tasarımcılarla ya da tasarım dilini bilen ekiplerle çalıştığımız için onları yalnızca onay veren bir taraf olarak görmüyoruz. İki güçlü fikir arasında kaldığımızda öncelikleri birlikte tartışabiliyoruz. Bazen bize çok cesur gelen bir öneriyi en güçlü biçimde sahiplenen kişi müşteri olabiliyor.

En iyi sunumlarımızdan bazıları, masada farklı grupların farklı fikirleri savunduğu sunumlar oldu. Bir kişi ilk fikrin yöntemini, bir başkası ikinci fikrin marka dilini, diğeri üçüncü fikrin beklenmedik anlatısını seçebiliyor. Bu parçaları müşteriyle birlikte değerlendirip yeni ve daha güçlü bir yapı kuruyoruz.

CC: İlk ticari projeniz neydi ve size ne öğretti?

Akif: İlk ticari projemiz, Melike Altınışık Architects için hazırladığımız All About MAA marka filmiydi. Bu iş GRIYER resmî olarak kurulmadan önce başladı. Elimizde güçlü bir arşiv vardı; yalnızca mevcut malzemeyi kurgulamak yerine yeni çekimler yaparak ofisin üretim pratiğini ve projelerini daha iyi görünür kılmak istedik.

Eslem’le filmin kavramsal çerçevesini, hikâyesini ve anlatım biçimini birlikte geliştirdik. Mimarlık ofisiyle ve Melike Altınışık’la yakın çalışarak zamansız, aynı zamanda markaya özgü bir dil kurmaya çabaladık. Film uzun süre kullanıldı. Bizim için hem çok emek verdiğimiz hem de sonraki çalışma biçimimizin temellerini atan bir iş oldu.

CC: İlk projeden bugüne çalışma sisteminiz nasıl değişti?

Eslem: Başlangıçta hazır bir altyapımız yoktu. Ortak bir klasörleme sistemi kurmak bile stüdyo olmanın önemli bir parçasıydı. Deneyerek, yanılarak, bazen ihtiyacımızdan fazla araç kullanıp sonra sadeleştirerek ilerledik. Bugün ekip içi iletişimden dosya düzenine kadar oturmuş bir sistemimiz var.

Ancak değişmeyen taraflarımız da var. Zaman içinde kendimizi daha iyi tanıdık ve sistemi kendi çalışma biçimlerimize göre dönüştürdük. Akif araştırmaktan ve öğrenmekten besleniyor; ben ise daha çok anlatıyı hayal ederek, kavramsal dünyayı ve finalde nasıl hissedileceğini kurarak ilerliyorum. Bu farklılıkları ortadan kaldırmak yerine daha iyi temas edecekleri bir yapı oluşturduk.

Akif: Danışmanlık ekiplerinden de destek aldık. İki ayrı düşünme biçimini aynılaştırmadan entegre etmeyi öğrendik. Gerektiğinde birbirine temas eden, gerektiğinde birbirinden uzaklaşabilen süreçler kuruyoruz. Böylece her yaklaşım kendi gücünü koruyor.

CC: Araştırma ile anlatı kurma biçimlerinizi nasıl bir araya getiriyorsunuz?

Eslem: Her zaman fikirlerin birbirine çarpışması gerekmiyor. Akif’in araştırmada bulduğu bir ayrıntı, benim kurduğum anlatı dünyasında tam yerine oturabiliyor. Bazen onun getirdiği bir kaynak benim hayal ettiğim dünyayı başka bir yöne taşıyor; bazen de benim kavramsal önerim onun araştırmasına yön veriyor.

Bunu bir duvar örmek gibi düşünebiliriz: O bir tuğla koyuyor, ben bir tuğla koyuyorum. Ekipteki farklı karakterlerin katkıları da aynı biçimde birbirinin üzerine ekleniyor. Ortak üretim, tek bir fikrin galip gelmesinden çok, herkesin düşüncesinin diğerine yeni bir imkân açmasıyla büyüyor.

CC: Ortak üretimin en güçlü ve en zor tarafları neler?

Eslem: En güçlü yanı başka perspektiflerle karşılaşmak. Kendi kutunuzun içinde kalmıyor, tek başınıza ulaşamayacağınız bir sonuç üretiyorsunuz. Zor tarafı ise karar yorgunluğunu artırabilmesi. Ortağınızın fikrine çok güvendiğinizde, kendi başınıza verebileceğiniz en küçük kararı bile danışma ihtiyacı hissedebiliyorsunuz. Bu hem sizin hızınızı düşürüyor hem de karşınızdaki kişinin odağını bölüyor.

Akif’in ulaşılabilir olmadığı bir dönemde, hangi kararların gerçekten ortak değerlendirme gerektirdiğini daha net gördüm. A ile B arasında büyük bir fark yoksa birini seçip devam etmek gerekiyor. Ortaklığın sağladığı güveni korurken kişisel karar kasını da kaybetmemek önemli.

CC: Bir işin bittiğine nasıl karar veriyorsunuz?

Eslem: En belirleyici ölçüt teslim tarihi. Tasarımda bir işi sonsuza kadar geliştirmek mümkün; yıllar sonra baktığınızda bile değiştirmek isteyeceğiniz bir şey bulabilirsiniz. Fikrin anlatıya oturduğuna, müşteriyi karşılayacağına ve bizim vizyonumuzu göstereceğine güvendiğimizde zihinsel olarak karar verilmiş oluyor. Kalan bölüm, üretimi belirlenen tarihe kadar en iyi biçimde tamamlamak.

Akif: Dışarıdan gelen bir teslim tarihi yoksa kendimiz koyuyoruz. Kolektif kısa film gibi bağımsız projelerde bir festivalin ya da açık çağrının son başvuru tarihini sınır olarak kullanıyoruz. Zaman kadar, finansal sürdürülebilirlik için projeye ayıracağımız emeği baştan belirlemek de önemli. Sınır, mükemmeliyetçiliğin işi durdurmasını engelliyor.

CC: Ortaklığınızı yazılı bir sözleşmeyle düzenlediniz mi?

Eslem: Resmî olarak şirket ortaklığımız Ticaret Sicil Gazetesi’nde kayıtlı. Bunun dışında aramızda ayrıca düzenlediğimiz bir sözleşme yok.

Akif: Bu soruya nikâh cüzdanı diye de cevap verebiliriz. İş ortaklığımızın resmî zemini şirket kaydı; kendi aramızdaki çalışma ilişkisi ise güvene dayanıyor.

CC: İş ortaklığınızın yanında evlisiniz. Profesyonel ve kişisel ilişkiniz arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Akif: Bunun tamamlanmış bir formülü yok; sürekli üzerinde çalıştığımız bir denge. İş yükü, kişisel hayata ve evliliğe ayırdığımız zamanın önüne geçebiliyor. Nerede sınır koyacağımızı düşünmek ve bu konuda bilinçli davranmak zorundayız.

Eslem: Birlikte çalışmak ilişkimizi besliyor da. Birbirimizin mesleki gelişimine, başarılarına ve zorlandığı dönemlere çok yakından tanık oluyoruz; ürettiğimiz işlerden karşılıklı ilham alıyoruz. Zor olan zaman yönetimi. Bir stüdyo kurduğunuzda iş yalnızca ilişkinizden değil, ailenize, arkadaşlarınıza ve kendinize ayırdığınız zamandan da pay alabiliyor. İşin ilişkimizi besleyen tarafını güçlendirmeye ve zamanı daha doğru düzenlemeye çalışıyoruz.

Son dönemde GRIYER içinde ikimizin de kendi yolunu geliştirebileceği alanlar açmaya odaklanıyoruz. Evlilik ile profesyonel ortaklık büyük bir güven ve konfor sağlıyor; aynı zamanda bireysel alanı bilinçli biçimde korumayı gerektiriyor.

CC: Başka disiplinlerle kurduğunuz işbirliklerinde nasıl bir yapı benimsiyorsunuz?

Akif: Prodüksiyonun doğası gereği görüntü yönetmenleri, ışık ekipleri, yapımcılar, ses tasarımcıları, müzisyenler, üç boyutlu sanatçılar ve animasyon stüdyolarıyla sürekli çalışıyoruz. Projenin ölçeğine göre genişleyip küçülen bir ekip kuruyoruz. GRIYER çoğu zaman yaratıcı yönü ve kampanya fikrini geliştiriyor; üretim sürecini ise ilgili alandaki uzmanların perspektifiyle birlikte şekillendiriyor.

Eslem: Çerçeveyi netleştirmek, diğer kişilerin katkısını sınırlamak anlamına gelmiyor. Ne anlatmak istediğimizi ve projenin temel ilkelerini paylaşıyoruz; o sınırların içinde herkesin kendi yaratıcı girdisini getirebileceği bir oyun alanı açıyoruz. Bazen birlikte müşteri sunumuna hazırlanıyor, bazen kararları aynı masada alıyoruz. İşbirliğini yalnızca üretim desteği olarak değil, fikri dönüştüren bir süreç olarak görüyoruz.

CC: RITES kısa film serisi bu yaklaşımın nasıl bir örneği oldu?

Akif: RITES, arkadaşımız Seçil Yatangül’ün mimari beden notasyonları üzerine yürüttüğü araştırmadan doğdu. Video aracılığıyla beden ile mekân arasındaki ilişkiyi nasıl okuyabileceğimizi ve bu araştırmaya nasıl yeni bir katman ekleyebileceğimizi düşündük. Ticari bir proje olmadığı için, fikre inanan insanların gönüllü katkısıyla gelişti.

Eslem: Projeyi gerçekleştirebilmek için birkaç yıl boyunca farklı mimarlar ve yapılarla görüştük. Ömer Selçuk Baz’ın desteğiyle Manisa Kurtuluş Müzesi’nde çekim yapma olanağı bulduk. Ardından GEOMIM’in desteğiyle Scorpios Bodrum’da, daha sonra da PHTAA’nın tasarladığı Bangkok’taki Sans Studio’da çalıştık. Mimarların bu tür bağımsız üretimlere alan açması en az çekim ekibinin katkısı kadar değerliydi.

Akif: Dansçı, kostüm tasarımcısı, ses ve görüntü ekipleriyle birlikte çalışan uluslararası bir yapıya dönüştü. RITES’ın Berlin Commercial’da Official Selection’a seçilmesi de bu kolektif emeğin görünür olması açısından önemliydi. Seriyi, modern Türkiye mimarlığını ve farklı coğrafyalardaki beden-mekân ilişkilerini araştıran görsel bir arşive dönüştürmek istiyoruz.

CC: Waste into Renewal projesinde işbirliği nasıl şekillendi?

Eslem: VitrA’nın yüzde 100 geri dönüştürülmüş porselen karolarının İstanbul Modern’deki lansmanı için bir kampanya ve enstalasyon tasarladık. Ürünün desenini ya da görünüşünü öne çıkarmak yerine, onu mümkün kılan dönüşüm sürecini anlatmak istedik. Fabrikadan gelen verileri atık, su ve enerji başlıkları altında ele aldık; ziyaretçinin hareketiyle değişen mekânsal ve dijital bir deneyime dönüştürdük.

Akif: Dijital sanatçılara neyin anlatılacağı, hangi verilerin kullanılacağı ve mekânsal estetiğin genel sınırlarını aktardık. Bu çerçevenin içinde kendi yöntemlerini ve görsel dillerini projeye katabilecekleri geniş bir alan bıraktık. Ses tasarımında da bir buçuk dakikalık döngünün farklı bölümlerinde nasıl bir duygu aradığımızı anlattık; müzikal çözümü uzmanlara bıraktık.

Eslem: Proje, mimarlık eğitimimiz ile kampanya ve prodüksiyon deneyimimizi aynı anlatıda buluşturdu. Waste into Renewal’ın ICONIC Awards 2026’da B2B Communication kategorisinde ödül alması, bu çok katmanlı işbirliğinin bizim için anlamlı sonuçlarından biri oldu.