Gelgit
[Zehra Begüm Kışla ve Gözde İlkin]
Gözde İlkin’in Zehra Begüm Kışla küratörlüğündeki Gelgit sergisi, 13 Aralık 2025–23 Ocak 2026 arasında .artSümer’de gerçekleşti. Sanatçı ve küratörle kumul fikrinden yola çıkan sekiz aylık çalışma sürecini, kumaşın bir hafıza nesnesinden eyleyen bir maddeye dönüşmesini ve birlikte üretirken ısrarla bırakmak arasında kurdukları dengeyi konuşuyoruz.
Gelgit’in düşünsel zemini, Gözde İlkin’in 2021’de The Watermill Center’da karşılaştığı kumul habitatına uzanıyor. Farklı coğrafyalardan gelen canlı ve cansız varlıkların birbirlerinin boşluklarına yerleşerek hareketli bir zemin oluşturması, sanatçının uzun süredir çalıştığı ikinci el kumaşlara yeni bir gözle bakmasını sağladı.
İlkin ile Kışla’nın 2024’ün sonundaki bir atölye ziyaretiyle başlayan diyaloğu, küratörün sergiye tamamlanmış işler üzerinden dâhil olduğu alışılmış modelin dışına çıktı. Birlikte okudular, kavramları tartıştılar, üretimleri ve mekânı tekrar tekrar sınadılar. Sergi sona erdikten sonra buluştuğumuz ikiliyle bu yakın çalışma biçiminin sanatsal ve küratöryel kararları nasıl dönüştürdüğünü konuştuk.
CC: Önce sizi ve çalışmalarınızı kısaca tanıyabilir miyiz?
Gözde: Görsel sanatçıyım. 2004’te Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Gülçin Aksoy’un yürüttüğü Halı Atölyesi’nin içinde yetiştim. İkinci el kumaşlar, dokuma ve dikiş etrafında şekillenen bir üretim sürecim var. Pratiğim kolektif çalışmalarla da farklı alanlara açılıyor.
Zehra: Küratörlük, yazarlık ve moderatörlük yapıyorum. Küratöryel pratiğim New York’taki Institute of Arab and Islamic Art’ta çalışırken, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Batı Asya coğrafyası ve bu bölgeden sanatçılar etrafında şekillendi. Kurumların sınırlarını nasıl esnetebileceğimiz üzerine çalıştım. Şimdi Yapı Kredi Kültür Sanat’ın küratöryel ekibinde sergiler ve kamusal programlar hazırlıyorum.
CC: Nasıl tanıştınız ve birlikte çalışma kararı nasıl doğdu?
Gözde: Ortak arkadaşımız Civan Özkan’dan Zehra’yı sık sık duyuyordum. İstanbul’a döndüğünü ve Yapı Kredi Kültür Sanat’ta çalışmaya başladığını öğrendikten sonra yollarımız bir atölye ziyaretiyle kesişti. O sırada ses, metin, his ve çevirinin mümkün olmadığı yerler üzerine konuşmaya başladık.
Zehra’nın daha önce yazdığı sergi metinlerinde, görmediğim bir sergiyi bile hissetmeme alan açan bir yaklaşım bulmuştum. Sergi yerleştirmelerinde ve yayınlarda sorduğu nokta atışı sorular da beni etkilemişti. 2021’den beri düşündüğüm kumul fikrini açıp beni güvenli alanımdan çıkarabileceğini hissettim ve birlikte çalışmayı önerdim.
Zehra: Ben Türkiye’ye yeni dönmüştüm ve alanı yeniden tanımak için mümkün olduğunca çok atölye ziyareti yapıyordum. Gözde’nin farklı malzemeler üzerinden iletişimi düşünmesi beni etkiledi. İlk karşılaşmadan itibaren gelişen bir diyaloğumuz oldu. Sergi önerisi geldiğinde çok heyecanlandım; bir yandan Gözde’nin yerleşmiş pratiğinin sorumluluğunu, diğer yandan tam zamanlı işimle bu süreci nasıl dengeleyeceğimi düşündüm. Gözde’nin benim düşünme biçimimi bilerek gelmiş olması güven verdi.
CC: Gelgit’in çıkışındaki kumul fikri nasıl oluştu?
Gözde: 2021’de The Watermill Center’ın programına katıldım. Long Island sahilindeki, insan temasına açık olmayan kumullarla karşılaştım. Oradaki program bildiğimiz işleri güvenli biçimde tekrarlamak yerine risk almayı teşvik ediyordu. Aslı Bülbül’le kumulun oluşumu üzerine düşünmeye başladık: Yeryüzünün farklı yerlerinden gelen canlı ve cansız varlıklar karşılaşıyor, birbirlerinin boşluklarına yerleşiyor ve sürekli değişen bir zemin oluşturuyordu.
Aslı bu düşünceyi beden ve doğaçlamayla, ben de kumaşın dönüşümüyle araştırdım. Kumul fikri sonraki yıllarda farklı çalışmalarımda yaşamaya devam etti. Zehra’nın sorularıyla yeniden açılabileceğini düşündüğüm için onu sergiye davet ettim.
CC: İlk aylarda nasıl bir araştırma ve düşünme süreci yürüttünüz?
Zehra: İlk birkaç ay benim için kumulun ne olduğunu anlamakla geçti. Gözde’nin gönderdiği belgeleri okudum, ardından konuya nereden bakmak istediğimi belirleyip ona metinler önerdim. Gelgit’ten önceki Emanet Zemin sergisinde pratiğe giren performansın ve sesin bu sergide yer alıp almayacağını da uzun süre düşündük.
Gözde’nin zihninde 2021’den beri olgunlaşan bir kavram vardı. Ben onu anlamaya ve başka yönlerden bakmasına imkân verecek sorular sormaya çalıştım. Üretimi birkaç yoğun toplantıya sıkıştırmadık; düşüncelerin aralarda pişmesine izin verdik.
CC: Performans ve beden yerine kumaşın kendisine yönelme kararı nasıl alındı?
Gözde: Emanet Zemin’den sonra hareket, dans ve sesin dâhil olduğu daha koreografik parçalar üretmeye meyilliydim. Zehra bu sürekliliğe bir kesik attı: Bedenden önce maddenin, yani kumaşın ne olduğuna, onun hareketine ve eylemliliğine bakabilir miyiz diye sordu. Yıllardır bir hafıza nesnesi olarak gördüğüm kumaşa dair hissim böylece değişmeye başladı.
Karen Barad’ın madde, dokunma ve duyumsama üzerine metinleri bu dönüşümde önemliydi. Metin teorik olarak zordu; Zehra bana onu adeta his üzerinden tercüme etti. Benim için eller çalışmadan zihin de çalışmıyor. Kumaşla uğraştıkça ve fikri dokunsal bir zemine taşıdıkça metni anlayabildim.
Zehra: Gözde’nin neden yaklaşık 20 yıldır kumaşla çalıştığını anlamak istiyordum. Performans ve ses benim için onun pratiğinde daha yeni bir alandı. Bu nedenle önce “Kumaşın kendi performansına bakabilir miyiz?” diye sordum. Bir kıvrımın ya da hareketin, üzerine başka bir şey eklenmeden eylemlilik taşıyıp taşımadığını tartıştık. Bu konuşmaların ardından Gözde’nin yeni işlerle gelmesi, düşüncenin malzemeye dönüşmesini izlemek benim için çok etkileyiciydi.
CC: “Gelgit” başlığı serginin mekânsal anlatısını nasıl kurdu?
Gözde: Sergi, dalgayla kumun karşılaşması ve birbirlerinde iz bırakarak kumulu oluşturması üzerinden şekillendi. Girişteki Gelgit adlı dalga, üzerine hiçbir şey dikmediğim; yalnızca hareketine müdahale ettiğim bir kumaştı. Sergi bu dalgayla açılıyor, kumulla sona eriyordu.
Kumaşlar, kökler, taşlar ve diğer varlıklar birer simge olmaktan çok oluşumun etkin parçalarıydı. Her yüzey bir gelgit gibi katlanıp açılıyor; beden, mekân ve zaman birbirine değerek yeniden biçimleniyordu.
CC: Küratörün üretim aşamasından itibaren sürece dâhil olması sizin için ne ifade etti?
Zehra: Daha önce hiçbir sergide üretim sürecine bu kadar yakından katılmamıştım. Bir arkadaşım bunu “O zaman işleri sipariş etmişsin” diye yorumladı ama ben öyle görmüyorum. Siparişte küratörün getirdiği bir kavram çevresinde üretilen bir iş olabilir. Burada gerçek bir birlikte düşünme vardı. Eserler bütünüyle Gözde’nin üretimleriydi; fakat kavramları, soruları ve özellikle yerleştirmeyi çok yakından paylaştık.
Gözde: Birlikte çalışmak aynı zamanda birbirimizi tanıma biçimimizdi. Kumulun içindeki parçaların karşılaşıp birbirinin boşluğuna yerleşmesi gibi, bizim düşüncelerimiz de birbirine değdi, esnedi ve yön değiştirdi. Bazen yalnızca beş ya da on dakika buluşup fikirleri çarpıştırıyor, sonra kendi alanlarımıza dönüyorduk. Başka zamanlarda daha uzun çalışabiliyorduk.
CC: Yoğun çalışma takvimlerinizi nasıl ortaklaştırdınız?
Zehra: Yaklaşık sekiz aylık süreçte tam zamanlı çalışıyordum ve bulduğumuz her boşluğu değerlendirdik. Gözde benim zamanlarıma büyük bir esneklikle yerleşti. Bu, zamanı düşündüğümden daha verimli kullanabildiğimi gösterdi. Karşımdaki kişi bana bu kadar alan açıyorsa benim de aynı esneklikle yaklaşmam gerektiğini öğrendim.
Gözde: Her ortak çalışmada önce enerjinin tutması gerekiyor. Nasıl karşılaştığınızın ve çalışırken nasıl hissettiğinizin izleyiciye geçtiğine inanıyorum. Sergi açıldıktan sonra da izleyicilerle kurulan diyaloglarla süreç esnemeye devam etti. Bu nedenle Gelgit’i bitmiş bir işten çok, sonuna virgül konmuş bir zaman aralığı gibi görüyorum.
CC: Karar ayrılıklarında sanatçı ile küratör arasındaki sınırı nasıl korudunuz?
Gözde: Aynı parçaya baktığımızda Zehra’nın zihninde başka, benim zihnimde başka bir görüntü oluşabiliyordu. Bu sınırları konuşmak, hem aramızda esneme payı bırakmak hem de çerçeveyi netleştirmek açısından verimliydi. Bir noktada parçaların mekânda nasıl yerleşeceğini Zehra’ya bıraktığımda sergi yerini buldu. O, mekânda metni ve hissi örmeyi çok iyi biliyor.
Zehra: Yeni bir iş üzerine Gözde’nin imgesiyle benimki bazen yalnızca kısmen örtüşüyordu. Geri kalanını konuşarak ve deneyerek bulduk. Kimin hangi kararda ısrar edeceğini, kimin ne zaman geri çekileceğini süreç içinde öğrendik. Çerçeveyi korumakla karşı tarafa hareket alanı bırakmak arasında bir denge kurduk.
CC: Serginin görünmeyen ekip çalışmasında kimler ve hangi araçlar rol oynadı?
Zehra: Soyut fikirleri yerleştirmeye dönüştürmeden önce serginin üç boyutlu modelini hazırlamak bize çok yardımcı oldu. Henüz mekâna girmeden işlerin ölçeğini ve birbirleriyle ilişkisini sınayabildik. Kurulum sırasında .artSümer ekibinin mekân, ışık ve duvar rengi konusundaki deneyimi de belirleyiciydi.
Gözde: Bir sergi yalnızca sanatçıyla küratörün işi değil. Fikirlerini paylaştığımız, metinlerle ve teknik önerilerle destek olan herkes sürecin bir parçasına dönüştü. Mekânda parçaları tekrar tekrar açıp kapamak, yerlerini değiştirmek ve ışıkla ilişkilerini görmek için bu ekip çalışmasına ihtiyaç vardı.
CC: Birlikte çalışmanın zorlayıcı anları nasıl yaratıcı kararlara dönüştü?
Gözde: Kolektif yapılarda uzun süre çalıştığım için birçok işi üstlenmeye ve bütün ayrıntıları kontrol etmeye alışmışım. Bu süreçte mekânı, bir parçayı ya da fikri serbest bırakmayı kendime tekrar tekrar hatırlattım. Her görüntüyü kumaşa dikmek veya iliştirmek istemek benim güvenli alanımdı. Burada bazen yalnızca kumaşın kıvrımına ve esnemesine bakmamız gerektiğini kabul ettim.
Zehra: Gelgit yerleştirmesinde Gözde’nin kumaşa dikiş yapmaması çok yeni ve önemli bir adımdı. Bir önerinin karşı tarafta karşılık bulmadığını gördüğünüzde onu bırakabilmek de gerekiyor. Sonrasında işin kendi karakterini kazanmasını izliyorsunuz. Her şeye müdahale edemezsiniz.
CC: Duvar rengi ve dalganın kıvrımı gibi ayrıntılar neden bu kadar kritik hâle geldi?
Zehra: Duvar renginde çok kararsız kaldık. Farklı seçenekleri uzun uzun inceledikten sonra ilk kararımıza döndük ve sonucu mekânda görme riskini aldık. Renk serginin atmosferini güçlü biçimde kurdu. Sonradan “Atmosfer işlerin önüne geçiyor mu?” diye kendimi eleştirdiğim de oldu. İzleyicilerden aldığımız geri bildirim ise bu tercihin anlatıyı taşıdığını gösterdi.
Girişteki dalganın bir kıvrımında da farklı düşündük. Gözde o biçimin kalması gerektiğinden emindi; sonunda onun malzemeyle kurduğu ilişkiye güvendik. O kıvrım işin imzasına dönüştü. Bu küçük krizler, birbirimizin bilgisine nerede yaslanacağımızı öğrenmemizi sağladı.
Gözde: Kurulum sırasında “Kumaş ne istiyorsa onu yapalım” diye düşünüyordum. Malzemenin kendi ağırlığını, hareketini ve mekânla karşılaşmasını dinlemek serginin kavramsal çerçevesiyle de örtüşüyordu.
CC: Sanatçı ve küratör olarak ortak bir dili nasıl kurdunuz?
Zehra: Önce Gözde’nin pratiği üzerine yayımlanmış metinleri okudum. Ardından konuya nereden yaklaşmak istediğimi gösteren metinleri onunla paylaştım. Gözde’nin 20 yılı aşkın sürede oluşmuş, kendine özgü bir dili ve sözcük dağarcığı var. Ben o dili öğrenmeye çalıştım; onu kendi dilime çevirmek yerine içinden konuşmanın yollarını aradım.
Gözde: Ben de Zehra’nın düşünme ve soru sorma biçimine doğru esnedim. Farklı zeminlerden ve hikâyelerden gelip birbirimize doğru evrildik. Ortak dil tamamlanmış, sabit bir yapı değil. Birbirimizi yeni sorularla açtıkça ve şaşırttıkça kurulmaya devam ediyor.
CC: Birlikte çalışmaya dair bugün hangi ilkelere inanıyorsunuz?
Zehra: En temel mesele dinlemek. Bazı kararlara nedenleriyle birlikte sahip çıkmak ve karşı tarafa onları düşünmesi için zaman vermek de önemli. Uzun çalışmayı sevmemin nedenlerinden biri bu. Disiplin gerekli; fakat disiplinin rahatlığa ve oyuna alan bırakmadığı yerde üretim katılaşabiliyor.
Gözde: Dinlemek kadar duyabilmek ve birbirimizden açıkça bir şey talep edebilmek de önemli. Ne istediğimizi, nasıl bir denge ve iş bölümü kurduğumuzu konuşmalıyız. Her birlikteliğin dinamiği farklı; bazen kakofoni, bazen çok düzenli bir yapı üretimi besleyebilir. Tek bir işbirliği kuralı yok.
CC: Gelgit’in ardından birlikte üretmeye devam edecek misiniz?
Gözde: Sergi fiziksel olarak sona erdi ama yeni bir süreci başlattı. Şimdilik bazı fikirleri uyumaya, pişmeye bırakıyoruz. Birlikte yeniden üretmeyi isterim.
Zehra: Bu kadar iyi bir çalışma dinamiği yakaladığımızı ve bunun izleyiciye de geçtiğini biliyoruz. Hâlâ birlikte düşünmekten keyif alıyoruz. Bu nedenle Gelgit’in tek seferlik bir karşılaşma olarak kalmayacağı hissindeyim. Şimdilik onu biraz nadasa bırakıyoruz.