Ahmet Rüstem Ekici × Hakan Sorar
[Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar]
Fotoğraf denemeleriyle başlayan birliktelikleri, arkeolojiden dijital dünyalara uzanan ortak bir üretime dönüşüyor. Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar’la merakın çalışma yöntemlerine nasıl yön verdiğini, işbirliğinin gündelik hayatını ve büyük düşünebilme isteğini korumayı konuşuyoruz.
Birlikte yaşamak, birlikte araştırmak ve birlikte üretmek… Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar’ın pratiğinde bu alanlar birbirine karışıyor. Öyle ki geçmişte çektikleri kimi fotoğraflara baktıklarında hangisinin kime ait olduğunu ayırt etmekte zorlanıyorlar. Yine de aynı kitapları okumak, aynı filmleri izlemek ve aynı mekânı paylaşmak, her şeye aynı yerden baktıkları anlamına gelmiyor.
Beden, mimari, toplumsal cinsiyet ve arkeoloji çevresinde buluşan sanatçılar, her projede malzemeyi ve anlatım dilini yeniden düşünüyor. CC’deki sohbetimizde bu ortaklığın nasıl kurulduğundan yola çıkıyor; araştırmaya, anlaşmazlıklara, genişleyen işbirliklerine ve üretimin önündeki sınırlara uzanıyoruz.
CC: Önce sizi tanıyalım. Farklı disiplinlerden gelen yollarınız nasıl kesişti?
Hakan Sorar: Yeni medya araçlarıyla, çoğunlukla dijital alanda üretim yapan, farklı malzemeler denemeyi seven multidisipliner bir sanatçıyım. Mühendislik eğitiminin ardından sanat ve tasarım eğitimi aldım. Ahmet Rüstem’le birlikte bizi heyecanlandıran konular arasında beden, mimari, toplumsal cinsiyet ve arkeoloji var. Bireysel üretimlerimiz de oluyor.
Ahmet Rüstem Ekici: İç mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra sahne sanatları, özellikle televizyon stüdyosu tasarımı konusunda uzmanlaştım. Uzun yıllar kamera için alan tasarladım. Bu disiplin beni yeni teknolojilerle erken tanıştırdı. Ardından beden ve mimarinin kesişimindeki mekânlara odaklanan seriler üzerine çalıştım. Arkeoloji de en çok beslendiğim alanlardan biriydi.
Hakan’la aynı dergi için çalışırken tanıştık. O dergiye fotoğraf çekiyordu. Dergi dışında da bir araya geliyor, fotoğraf turlarına çıkıyor, özellikle Polaroid filmlerle denemeler yapıyorduk. Aslında bizi ilk buluşturan şey fotoğraftı. İki meraklı bir araya geldik.
Hakan Sorar: Eğitimlerimiz sırasında dijital araçlarla tanışmış ve onlara aşinalık kazanmış olmamız da ortak bir noktada buluşmamızı kolaylaştırdı. Bir süre sonra fiziksel kameralardan çok sanal kameralar ilgimizi çekmeye başladı.
CC: Birlikte ürettiğiniz ilk işi hatırlıyor musunuz? Ne zaman “biz” demeye başladınız?
Ahmet Rüstem Ekici: Orada bir karışıklık var. “Artık bir ikili olarak üretiyoruz” dediğimiz noktadaki iş başka, öncesindeki işler başka. Çünkü daha önce de birbirimizin işlerine sık sık müdahalede bulunuyorduk. İkili olarak ilk üretimimiz, Aşıklı Höyük üzerine düzenlenen Kazı İzleri sergisi için hazırladığımız; tekstil, üç boyutlu baskı ve artırılmış gerçeklik animasyonunu içeren çalışmaydı.
Hakan Sorar: Geçmişteki bireysel işlerimize baktığımızda da birbirimizin izlerini görebiliyoruz. Benim eski bir fotoğrafımda, Ahmet’in eski bir baskısında bu izler var. Bazen birbirine karışıyor: “Bu iş kimindi?” O kısmı da eğlenceli.
Ahmet Rüstem Ekici: Beraber yaşayınca aynı filmleri izliyor, çoğu zaman aynı müziği dinliyor, aynı kitapları okuyoruz. Ama bütün bunlara aynı perspektiften bakmıyoruz. Geçmiş deneyimlerimiz ve biriktirdiklerimiz farklı. Yine de eski fotoğraf gezilerimize baktığımızda “Bunu ben mi çekmiştim, Hakan mı?” dediğimiz oluyor. Çok fazla deney yapmışız.


CC: Mühendislik ve iç mimarlık geçmişiniz ortak üretiminize nasıl yansıyor?
Hakan Sorar: Mühendislik bana biraz gerçekçi olmayı, ayaklarımı yere sağlam basmayı öğretti. Bir hayalle, bir hikâyeyle yola çıkıyoruz ama benim kafamın arka sekmelerinde hep şu sorular açık: Bu işi nasıl üretebilirim? Teknik olarak neye ihtiyacım var? Problemleri nasıl çözeceğim? O eğitimin bana kattığı en önemli şey problem çözme yeteneği.
Ahmet Rüstem Ekici: Bilkent’te iç mimarlık okurken seçmeli dersler açısından çok şanslıydım. Daha üçüncü sınıfta iç mimarlık yerine yaratıcı endüstrilerde çalışmak istediğimi biliyordum. Sahne tasarımı, sahne aydınlatması ve televizyon stüdyosu tasarımı dersleri başka pencereler açtı.
Televizyon stüdyolarında çalışmak da LED ekranlarla, sanal stüdyolarla, üç boyutlu mekânlarla erken karşılaşmamı sağladı. Bir malzemenin kamerada nasıl göründüğünü, tasarımda nasıl davrandığını öğrenmek beni besledi. Bir noktadan sonra kendi hikâyelerimi anlatma zamanının geldiğini hissettim. İçimdeki hikâye aktarıcısını susturamıyordum; sürekli “Bundan bahsetmeliyim, bununla ilgili bir şey üretmeliyim” diyordum.
CC: Bir fikrin araştırmadan esere dönüşme süreci nasıl ilerliyor?
Ahmet Rüstem Ekici: Önce üzerine çalışacağımız konuları belirliyoruz. İkimiz de sürekli makale okumanın, yeni şeyler öğrenmenin peşindeyiz. Yol boyunca rotalar değişebiliyor ama hedef aynı kalıyor. Üzerine az konuşulan bir şeyin altını çizmek ya da geleceğe birtakım bilgiler aktarmak istiyoruz. Okuduğumuz bir makale, gördüğümüz bir imge, bir kitapta altını çizdiğimiz cümle bizi başka yollara götürebiliyor.
Hakan Sorar: Sonuç kadar süreç de kıymetli. İki yıl boyunca bir konu üzerine okuyup ardından onunla ilgili bir iş ürettiğimde çok mutlu oluyorum. O süreçte pek çok şey öğreniyorum, heyecanlanıyorum. Sergi ya da ortaya çıkan eser, bütün o heyecanı pekiştiriyor.
CC: Bu süreci yönlendiren yöntemleriniz ya da ritüelleriniz var mı?
Ahmet Rüstem Ekici: Anahtar kelimeler çıkarmayı seviyoruz. Bir şey okuduğumuzda ya da bir konu üzerine çalışırken önce bu kelimeleri belirliyoruz. Sonra onları en iyi yansıtacak malzemenin ve dilin ne olabileceğine bakıyoruz. Böylece özden tüme giden bir rota oluşuyor.
Bir de okuduğumuz kaynağın özüne ulaşmaya çalışıyoruz. Çalışması üzerine gerçekten konuşabileceğimiz bilim insanlarıyla, uzmanlarla bağlantı kurmayı seviyoruz.
Yaptığımız şeye beş defa “Neden?” diye sormak da yöntemlerimizden biri. Yolumuzu kaybettiğimizde ya da anlam karmaşası yaşadığımızda, neyi neden yaptığımızı yeniden düşünmemizi sağlıyor. Tutarlılığı ve nedenselliği sağlamlaştırıyor.
Hakan Sorar: Bunu öylesine sormuyoruz; önümüze kâğıt kalem alıp yazıyoruz. Nedenleri yazdıktan sonra yeniden “Neden?” diye soruyoruz. Yazmayı seviyoruz. Ben dijital sanatla bu kadar iç içe olmama rağmen bir makalenin çıktısını alıp altını çizmekten, üzerine not almaktan çok keyif alıyorum.
CC: İş bölümü ve kararlar nasıl şekilleniyor? Ortaklığınızın temelinde ne var?
Hakan Sorar: Aramızda sabit bir iş bölümü yok. Bazen görevleri ayırıyoruz, bazen kolları sıvayıp birlikte girişiyoruz. Birbirimizin eksiklerini tamamlamayı öğrendik. Birimiz bir işi daha hızlı yapıyorsa o üstlenebiliyor. Ama bütün süreci paylaşıyor, sürekli iletişim kuruyoruz.
Ahmet Rüstem Ekici: Burada karşılıklı güven devreye giriyor. Hakan benim ortaya çıkaracağıma, ben onun ortaya çıkaracağına güvenmesem ilerleyemezdik. Başka arkadaşlarımızla kurduğumuz işbirliklerinde de aynı şey geçerli. Aramızda yazılı bir sözleşme yok; tamamen sosyal bir sözleşme.
CC: Farklı bakışlarınız ortak bir dile nasıl dönüşüyor?
Ahmet Rüstem Ekici: Kendimizi tek bir üslupla sınırlandırmıyoruz. Üzerine çalıştığımız konuya uygun malzemeyi, estetik dili ve referansları arıyoruz. Bu yüzden her sergide dil değişebiliyor. Kendi işlerimde de hamam, sauna ve tuvaletler “ıslak hacim” başlığı altında kavramsal olarak bir araya geliyor ama malzemeleri ve estetik dilleri birbirinden farklı.
Belirli bir çizgiye aidiyet kurmadığımız için iki farklı zihin bir araya geldiğinde yeni bir dil çıkabiliyor.
Hakan Sorar: Çok ortak noktamız var ama farklı iki kişiyiz. Bambaşka düşündüğümüz konular da var. Bunları bir araya getirmek güç olduğu kadar keyifli. Eserde hem benzerliklerimizi hem farklılıklarımızı kapsayabilecek muğlak bir alan bırakmak da mümkün. İzleyicinin kendi zihniyle doldurabileceği bir alan.


CC: Peki anlaşamadığınızda ne oluyor? Aynı evi ve atölyeyi paylaşırken birbirinize nasıl alan açıyorsunuz?
Hakan Sorar: Kavga ediyoruz. Bir insanla aynı evi, atölyeyi ve üretimi paylaşıyorsanız hiç tartışmamak pek mümkün değil. Birbirimize güvenerek ve samimi davranarak birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz.
Ahmet Rüstem Ekici: “Bunu kesinlikle yapmamalıyız” dediğimiz çok keskin ayrımlarımız pek olmadı. Ama sevmediğimiz şeyler olabiliyor. O noktada birbirimize alan tanıyoruz. Asıl mesele, birbirimize alan açarken sınırlarımızı da belirlemek.
CC: Birbirinizi motive etmek kadar durdurmanız gereken zamanlar da oluyor mu?
Ahmet Rüstem Ekici: Motivasyon zor bir konu. Hakan kaybettiğinde ben onu kaldırmaya çalışıyorum, ben kaybettiğimde o beni. Bazen iş bölümünü netleştirip “Tamam, ben bunları hallederim” diyoruz. Robot değiliz; hiçbir şey yapmak istemediğimiz zamanlar olabiliyor.
Bir de projeler ve davetler üst üste geldiğinde kendimize şunu sormaya başladık: Gerçekten sanat mı üretmeye çalışıyoruz, yoksa bir projeyi tatmin edecek çıktı üzerinde mi çalışıyoruz? Hayır demeyi ve biraz durmayı öğreniyoruz.
Hakan Sorar: Sürekli yaratıcı, sürekli üretken olmak zorundaymışız gibi hissedebiliyoruz. Üretken olmazsak yaptığımız hiçbir şeyin değeri yokmuş gibi bir algı oluşuyor. Bazen bir hikâye yaratıp hemen başka bir hikâyeye geçiyoruz. Oysa belki o hikâyeyi daha uzun anlatmak, daha fazla deşmek gerekiyor. Ben bir şeylerden çabuk sıkılabiliyorum; hemen yenisine geçmek istiyorum. Burada birbirimizi durdurmaya çalışıyoruz.
CC: İkinizin arasındaki işbirliği, başka insanlarla nasıl genişliyor?
Ahmet Rüstem Ekici: Yeni araçları denemeye çok meraklıyız. Bazen gece yeni bir yapay zekâ aracı duyup yataktan kalkıyor, sabaha kadar deniyorum. Ama her şeyi bilmemiz mümkün değil. Üç boyutlu modelleme, mimari görselleştirme, kurgu, ses… Her alana hâkim olamayız. Bilgisine, zevkine güvendiğimiz arkadaşlarımızla çalışmaya çok açığız.
Hakan Sorar: Rest in Pieces, ikimizi çok aşan bir projeye dönüştü. Tarihçiler, arkeologlar, sanat yazarları ve daha pek çok kişi emek verdi. Sergideki üç boyutlu baskı lahit, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde bir yüksek lisans dersinin proje konusu oldu. Akademisyenler ve öğrenciler küçük parçalar bastılar; bunlar birleştirilerek büyük bir lahde dönüştü.
Ahmet Rüstem Ekici: Öğrencilerin işin parçası olması ve eserin akademik bir ortamda da yer bulması çok güzel bir süreçti. Bu işbirliği bir ihtiyaçtan doğdu. O dönemin teknolojisi ve maddi koşullarıyla lahdi kendi imkânlarımızla üretemeyecektik. İnsanları projeye inandırarak, bize güvenmelerini sağlayarak işi gerçekleştirebildik.
CC: Rest in Pieces’ın çıkış noktasında da birlikte yol alma fikri var. Bu hikâye nasıl başladı?
Ahmet Rüstem Ekici: Kütahya’nın Domaniç bölgesinde kış uykusundan uyanıp üremek için yolculuğa çıkan kurbağaların hikâyesiyle başladı. Dişi kurbağalar erkekleri sırtlarında taşıyor; yolculuk sırasında bir kara yolundan da geçmek zorundalar.
Yakındaki Seyitömer Höyük’te, birbirini taşıyan kurbağalar biçiminde olduğu düşünülen, yaklaşık beş bin yıllık adak kapları bulunmuş. Bu kaplardan yola çıkarak “Kim kimi taşır? Yürümek nasıl bir eylemdir? Aynı yolu birlikte yürümek ne demektir?” diye düşündük.
Serginin tek bir küratörü yoktu. Daha önce çalıştığımız küratörlerden metinler istedik. Katalogda arkeologların, mimarların, zanaatkârların ve yol arkadaşlarımızın metinleri de vardı. Bu farklı seslerle başka bir dil kurduk. Hazırlık sürecinde ve yolculuklarımızda da arkadaşlarımızın büyük desteği oldu.
Hakan Sorar: Baştan sona kolektif bir üretimdi. Bizim işbirliklerimiz genellikle uzun soluklu oluyor. Üretimde iyi bir partner bulduğumuzda ve karşılıklı fayda sağlayabildiğimizde bir bakıyoruz, birlikte onlarca proje yapmışız.
CC: Ortak üretimin size en iyi gelen ve sizi en çok zorlayan tarafları neler?
Hakan Sorar: En iyi kısmı zihinsel ve fiziksel becerilerimizi bir arada kullanabilmek, iş bölümü yapabilmek ve birlikte düşünebilmek. En zor kısmı da orta yolu bulmak.
Ahmet Rüstem Ekici: Hayat sürprizlerle dolu. Sergi hazırlıkları sırasında annemi kaybetmem, köpeğimizi kaybetmemiz gibi yaşadıklarımızı düşünüyorum. Böyle zamanlarda arkadaşlık, bir arada olmak, zorluklara beraber göğüs germek bizi başka türlü motive ediyor. Tıpkı o kurbağaların yolculuğundaki gibi, birbirine tutunmak.
Bir yandan Türkiye’de dijital sanat üretmek, ona alan bulmak zor. Pek çok sanatçı malzeme edinmekte ve işlerini gösterecek yer bulmakta zorlanıyor. Kurumların desteği ve işbirlikleri sayesinde alan bulabiliyor, kendi alanlarımızı yaratma şansı yakalayabiliyoruz.
CC: İşbirliğinizin geleceğine dair nasıl hayaller kuruyorsunuz?
Ahmet Rüstem Ekici: Bağımsız bir şekilde büyük düşünebilmeyi kaybetmeyeceğim bir gelecek hayal ediyorum. Bir iş üretmek istediğinizde bütçe, zaman ve mekân devreye giriyor. Bütün bu zorluklara rağmen hâlâ büyük düşünebildiğime bazen şaşırıyorum.
Sahne tasarlarken de bir dünya kuruyor, ardından bütçe ortaya çıktığında o dünyadan yalnızca birkaç parçanın kaldığını görüyordum. Hayal ettiğim şeylerin küçülmesiyle çok karşılaştım. Ama bu beni yıldırmadı.
Sanal dünyalar burada başka imkânlar açıyor. Sauna’yı bu yüzden çok seviyorum. Fiziksel olarak inşa edilmesi büyük bütçe gerektirebilecek bir mekânı sanal dünyada kurduk ve içinde gezilebilir hâle getirdik. Bazen zorluklar yeni kapılar açabiliyor.
Hakan Sorar: Ben de engellere takılmadan büyük hayaller kurabildiğimiz zamanları hayal ediyorum. Maliyet, malzeme tedariki gibi konuları çözebildiğimiz; çok daha büyük düşünebildiğimiz zamanları.