border_less
[Huo RF ve Melek Gençer]
Bir yazı ve arşiv platformundan sanat kitabı buluşmalarına, kitap fonundan sınırlı sayıda üretilen sanatçı işlerine… Melek Gençer ve Huo Rf ile border_less’in zaman içinde genişleyen yapısını, arkadaşlıktan beslenen ortaklıklarını ve bağımsız kültür üretimini sürdürmenin koşullarını konuşuyoruz.
Melek Gençer ve Huo Rf, border_less’i kurarken birlikte gördükleri, okudukları ve eksikliğini hissettikleri şeylerden yola çıkmış. Galeride başlayan çalışma arkadaşlıkları, seyahatlere, sanatçı kitaplarının üretimine ve ortak bir platforma uzanmış. Bugün birbirini beslemesini amaçladıkları farklı çalışmaların arkasında, Huo Rf’nin “duygu ortaklığı” diye tarif ettiği bir bağ var.
CC’deki sohbetimizde bu bağın nasıl bir çalışma düzenine dönüştüğünü konuşuyoruz. Sanatçıların emeğinin karşılığını gözetmek, yayınlara dolaşım alanı açmak, farklı kurumlarla bir araya gelmek ve bütün bunları her yıl yeniden mümkün kılmak, border_less’in gündelik işlerinin parçası. Melek ve Huo Rf için ortaklık, bir fikir geliştirmek kadar o fikrin devamını sağlayacak koşulları birlikte kurmak anlamına geliyor.
CC: Önce sizi tanıyalım. border_less’ten önce yollarınız nasıl kesişti?
Melek: border_less dışında SPOT Projects adlı üyelik platformunun direktörlüğünü yapıyorum. Siyaset eğitiminin ardından Londra’da yüksek lisans yaptım. 2013’ten beri İstanbul’dayım. Galerilerde çalıştım; önce CAM Galeri, ardından Rampa. Ümit’le Rampa’da tanıştık. Sonrasında border_less hikâyemiz başladı.
Huo Rf: Ben Ümit Özdoğan ama sanatçı adım Huo Rf. Sanat ortamında daha çok bu adımla varlık gösteriyorum. Mersinliyim; güzel sanatlar lisesinde ve ardından üniversitede resim okudum. Sonra İstanbul’a geldim.
Melek’le çalışma pratiğimiz 2015’te Rampa Galeri’de başladı. Çok iyi bir ekiptik; çalışma arkadaşlığımızla dostluğumuz iç içeydi. Birlikte hareket etme biçimimiz, daha sonra border_less’in kapısını araladı. 2018’de platformu kurduk. Başlangıçta metinlere ve arşive odaklanan bir web sitesi düşünmüştük ama zamanla dallanıp budaklandı. Adı üstünde, kendimize bir sınır koymadık.
CC: O ilk platformu kurarken hangi ihtiyaca cevap vermek istiyordunuz?
Melek: “Beraber bir şey yapalım, başlayalım ve bakalım neler olacak” diye yola çıktık. Birlikte sergi geziyor, seyahat ediyor, bazı şeyleri çok beğeniyor; İstanbul’a döndüğümüzde kimi eksiklikleri hissediyorduk. Bunlar üzerine konuşurken bir platform kurma fikri çıktı.
Takip ettiğimiz eleştirmenlerden yazılar isteyelim, daha önce yayımlanmış metinlerin izinlerini alıp paylaşalım istedik. Hem arşiv niteliği olan hem yeni metinlere alan açan bir yer. Bu aşama da işbirlikleriyle gelişti. Bir işi yaparken herkesin hakkını vermek benim için çok önemli; yazıyı yazanın, katkıda bulunanın emeğini gözeterek ilerlemek istedik.
Huo Rf: Teknik olarak bir şirketimiz var ve ortağız. İkimiz de kendi işlerimizi sürdürüyoruz. Ama bu ortaklığın temelini duygu ortaklığımız oluşturuyor. Birlikte bir fuara ya da sergiye gittiğimizde algımız paralel ilerliyor. Benzer şeyleri anlamlı veya manasız buluyoruz. Aynı dili konuşmak, border_less’i devam ettirmek için bize kaynak sağlıyor.
Başlangıçta daha sık metin paylaşmayı, sohbetler düzenlemeyi planlıyorduk. İstediğimiz sıklığa ulaşamadık ama ortaya önemsediğimiz bir arşiv çıktı. Söyleşiler, sergi incelemeleri, farklı coğrafyalardaki bienaller ve sergiler üzerine metinler… Bunları burayla nasıl ilişkilendirebileceğimize, buradan nasıl izlediğimize bakıyorduk.


CC: ARTBOOK DAYS fikri nereden doğdu?
Huo Rf: Kitap üretirken çektiğimiz çilelerden. Benim için sanatçı kitabı üretmek, zihnimi görünür kılmanın ve pratiğimin parçası olan işbirliklerini fiziksel bir şeye dönüştürmenin yollarından biri.
Ama ekonomik kaynak olmadan insanları bir araya getirmek kolay değil. Tasarım, çeviri, metinler, iletişim, matbaa… Hepsi ayrı bir süreç. Melek benim kitaplarımın üretiminde de yer aldı. Arkadaşım, koleksiyonerim ve üretime kaynak sağlayan kişilerden biri olmasının yanında son okumaları da yapıyordu. Galerilerdeki yayın deneyimiyle bu sürecin bütün aşamalarına hâkimdi.
İkimiz de kitap topluyoruz. Benim Paris’teki sanat kitabı fuarı deneyimimle de bağlantılı olarak, “Biz böyle bir şey yapabilir miyiz, nasıl organize oluruz?” diye konuşmaya başladık. Çok hızlı hareket ettik.
Melek: Ümit zaten hızlı hareket edebilen biri. Ben daha çok “Dur, düşünelim, oturup konuşalım, birilerine soralım” derim. Biraz daha garantici davranırım. Onun varlığıyla “Hadi o zaman” diyebildim.
Herkesin kapısını çaldık. Bir görüşmede başka bir isim öneriliyordu, ertesi gün onunla buluşuyorduk. “Böyle bir fikrimiz var, ne dersiniz? Katılmak ya da bir tarafından dahil olmak ister misiniz?” diye soruyorduk. Bir toplantılar zinciri oluştu. Aldığımız destek bizi cesaretlendirdi ve ilk etkinliği gerçekleştirdik.
O ilk buluşmanın yeri ayrı. Sıraselviler’de, Mixer’in eski mekânında yaptık. Herkes birbirine bakıp “Nasıl bir yer oldu burası?” diyordu. Birlikte bir şey kurmuş olmanın hissi vardı. Sonraki yıllarda pandemi nedeniyle biçimini değiştirdiğimiz, küçülttüğümüz dönemler oldu ama devam ettirdik.
CC: border_less bugün farklı başlıkları bir arada taşıyor. Bu yapı nasıl gelişti?
Melek: border_less’i bir şemsiye olarak düşünüyoruz. Web sitesi, ARTBOOK DAYS, kitap fonu ve edisyonlar bu şemsiyenin altındaki bileşenler. Ana fikir, bunların birbirini beslemesi ve sürdürülebilir hâle getirmesi.
Kitap fonunu da böyle düşünmüştük. Açık çağrı ve davet ettiğimiz jüriyle seçilen bir kitap üretiliyor, ardından ARTBOOK DAYS’te okurla buluşuyor. Böylece etkinliğe yeni bir yayın da eklenmiş oluyor.
Huo Rf: Edisyonlara giden yolun bir bölümünde Paper vardı. Onu ARTBOOK DAYS’e ve metinlerin teliflerine kaynak yaratmak için geliştirmiştik. Üç sayı üretebildik; her birine on sanatçı davet ettik. Sanatçılardan basılı olarak çoğaltılabilecek işler veya önceki işlerinin versiyonlarını istedik.
Bu projede sanatçılara telif ödeyemediğimiz için, istedikleri bir ARTBOOK DAYS edisyonunda doğrudan katılım hakkı sunduk; işlerini gösterebilecekleri masa veya raf alanları ayırdık. Bunu açıklıkla söylemeyi önemsiyoruz. Emeğin karşılığı, üzerinde durduğumuz bir konu.
Paper’a çok inanıyorduk ama izleyiciyle beklediğimiz ilişkiyi kuramadı. Süreç daha sonra border_less Editions’a dönüştü.
Melek: Editions’ta sanatçılara birlikte sınırlı sayıda bir iş üretmeyi öneriyoruz. Teknik bir sınır koymuyoruz; nasıl çalışmak istediklerine onlar karar veriyor. Üretimi biz karşılıyor, çevrimiçi satışını ve duyurusunu yapıyoruz. Galerilerle işbirliği yaparak işleri fiziksel olarak da izleyiciyle buluşturuyoruz.
CC: Etkinliğin farklı mekânlarda gerçekleşmesi neden önemliydi?
Huo Rf: Başlangıçtaki düşüncemiz her yıl farklı bir mekânda düzenlemekti. Kitapları ve üretimleri farklı yerlerde göstermek, o mekânları deneyimlemek istiyorduk. Her yeni yer, organizasyon açısından da başka bir mesele getiriyor. Mekânın enerjisi etkinliğe katkıda bulunuyor.
Pandemi sırasında planlarımızı değiştirmek zorunda kaldık. Dirimart’ın ev sahipliğinde sanatçıların ve inisiyatiflerin katıldığı daha küçük bir buluşma yaptık. Ardından Bilsart’ta, sonra iki yıl Arter’de çalıştık. Arter’le çok uyumlu bir süreç geçirdik. Yapı Kredi’de de iyi bir ev sahipliğiyle karşılaştık.
Bir yandan sürdürülebilirliği gözetiyoruz. Bizim ölçeğimizde bir etkinliğe merkezde alan açabilecek kurum ve mekân sayısı sınırlı. Bu yüzden başlangıçtaki “Her yıl başka bir yer” fikri, deneyimlerimizle esneyebiliyor. Bazı kararları yolda veriyoruz.
CC: Aranızdaki iş bölümü nasıl şekillendi?
Melek: Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. “Ümit bunları, Melek şunları yapar” diye belirlediğimiz bir görev listemiz yok. Sessiz bir anlaşma gibi. Teknik olarak nasıl olduğunu tarif etmekte zorlanıyorum ama akıyor.
Huo Rf: Etkinlikte yalnızca katılımcılarla iletişim kurmuyoruz. Ev sahibi kurum, destekçiler, ekip arkadaşlarımız, her yıl görsel kimliği hazırlayan sanatçı ve tasarımcılar var. Uzun zamandır tanıdığımız kişiler de yeni tanıştıklarımız da oluyor.
Herkesle kurduğunuz ilişki aynı değil. Biriyle Melek daha rahat ilerleyebiliyor, biriyle ben. İş bölümü biraz da buna göre oluşuyor. Daha somut anlatırsak, Editions’taki sanatçı üretimlerini çoğunlukla ben takip ediyorum. E-posta sistemleri, ödemeler, muhasebe, arşiv gibi teknik konularda Melek çok güçlü. Bu tarafın sağlam ilerlemesinde onun büyük payı var.
CC: Bir fikir ortaya çıktığında nasıl karar veriyorsunuz?
Huo Rf: Çoğunlukla aynı noktada buluşuyoruz ama her şeye hemen karar vermek gerekmiyor. “Bunu sonra düşünelim, not olarak kalsın” diyebiliyoruz. Özellikle etkinlik yaklaşırken WhatsApp’ta sürekli fikir biriktiriyoruz: Şunu şöyle mi yapsak, bunu böyle mi düşünsek? Zamanla bazıları eleniyor, bazıları gerçekleştirdiğimiz bir şeye dönüşüyor.
Melek: Bazen yavaş, bazen bir anda karar veriyoruz. İkimiz de İkizler burcuyuz; bunu da söylemeden geçmeyelim!
Huo Rf: WhatsApp bizim not defterimiz aynı zamanda. Görüşmeler için başka araçları da kullanıyoruz ama fikirleri birbirimize orada bırakıyoruz.
CC: Akışa açık olmanızın yanında oldukça planlı da çalışıyorsunuz. Süreçleri nasıl yönetiyorsunuz?
Melek: Ümit’le sevdiğim şeylerden biri, oturup çok hızlı ilerleyebilmemiz. Bir yılın takvimini konuşurken yalnızca tarihleri sıralamıyoruz; işbirliği yapacağımız kişileri, destekçileri, koordinasyonu da düşünüyoruz. Başka türlü uzayabilecek bir konuşma bizde kısa sürede sonuca varabiliyor. O anlarda iyi bir ekip olduğumuzu hissediyorum. İkimiz de işin uzamadan bir sonuca ulaşmasını seviyoruz.
Huo Rf: İkimiz de takvim insanıyız. Kişisel seyahatlerimizden ARTBOOK DAYS hazırlıklarına kadar önümüzdeki programı biliyoruz. Etkinlik birkaç gün sürüyor ama hazırlığı bütün yılı kapsıyor. Yurt dışındaki fuarlara gitmek, işbirliği yapabileceğimiz kurumları düşünmek ve diyaloğu başlatmak da bu sürecin parçası.
Bir hukuk danışmanımız var. Mekânlarla ve sanatçılarla yaptığımız çalışmaların sözleşme tarafını da onunla yürütüyoruz. Aramızdaki ilişkiyi sözsüz bir anlaşma gibi tarif etsek de dışarıyla kurduğumuz işlerin teknik zeminini önemsiyoruz.


CC: Farklı çalışma hızlarınız birbirinizi nasıl etkiliyor?
Melek: Ümit’in hayal gücü, yeni fikirleri ve cesareti bana ilham veriyor. Ben kendimi kaplumbağa gibi tarif ediyorum; küçük adımlarla ilerlerim. O beni cesaretlendiriyor. Bazen tükenmiş hissediyorum, “Ay Ümit…” diyorum. O da beni yukarı taşıyor.
Huo Rf: Melek de beni bazen bir zemine oturtuyor. Birbirimizi dengeliyoruz. Her şeyi açık ve şeffaf yürütmemiz de bu dengeyi destekliyor. Destekçilerimizle, katılımcılarla, sanatçılarla, metinler ve kitap fonu tarafında aynı açıklığı önemsiyoruz.
Melek: Bir de yaptığımız işi seviyoruz ve bir boşluğu doldurduğuna inanıyoruz. Bazı şeyler zor, sürekli mücadele gerektiriyor. Ama aldığımız karşılıklar da çok güzel. Oradan da güç alıyoruz.
CC: Bu ortaklığı arkadaşlığınızdan ayrı düşünmek mümkün mü?
Huo Rf: Melek’in varlığı benim için yalnızca birlikte çalışmakla ilgili değil. İnsanın duygusuna eşlik eden, yaptığı işi anlayan birinin olması çok önemli. Benim sanat pratiğim herkesle aynı ölçüde ilişki kuramayabiliyor. Melek’in yaptığım işi çok iyi anlaması, arkadaşlığımızın da güçlü temellerinden biri.
Dezavantajlı bir yerden geliyorum ve zorlayıcı deneyimler yaşıyorum. Bunları açıklıkla yaşayabileceğim bir alanın olması bana iyi geliyor. Birbirimizi bu alanlarda da tamamlıyoruz.
Melek: Ortak üretimin en iyi tarafı da bu işi sürdürebilir hâle getirmesi. Sen yorulduğunda yanında “Hadi, yapıyoruz” diyen biri var. Bizim ortaklığımız için özellikle zor bulduğum bir taraf söyleyemiyorum.
Huo Rf: Benim de aklıma gelmiyor. Zamanla daha kolay iletişim kurabildiğimiz insanlarla çalışmayı tercih etmeyi öğrendik. Zaten üretmenin koşulları zorlayıcı; bir de iletişimi zorlaştıran ilişkiler kimseye iyi gelmiyor.
CC: Kendi işlerinizle border_less birbirini nasıl besliyor?
Huo Rf: Benim merkezimde sanatçı olarak üretmek var. Melek’in de SPOT’ta sürdürdüğü çalışmaları, sanatla ve koleksiyonla ilişkisi var. Kültür sanat alanında yalnızca kendi etkinliğimiz sırasında görünür olan insanlar değiliz.
Sanatçıların işlerini takip etmek, anlamaya çalışmak, elimizden bir şey geliyorsa katkıda bulunmak zaten hayatımızın parçası. Bu ilişkiler border_less’le paralel ilerliyor. SPOT çevresindeki insanlar programımızı takip ediyor, biz de onlardan öğreniyoruz.
Türkiye’de sanat alanında çalışanların birbiriyle temas hâlinde olmasına ihtiyaç var. Birbirimizden güç alıyoruz. O yüzden üretimlerimiz arasında keskin sınırlar kurmak yerine birbirlerini beslediklerini görüyoruz.
CC: Sanatçılarla ve kurumlarla yeni işbirlikleri kurarken neye bakıyorsunuz?
Huo Rf: Zaten çalışmalarını takip ettiğimiz kurumlarla ve ekiplerle iletişimimiz oluyor. Yaptığımız işi anlayan ve gerekli açıklığı gösteren kişilerle çalışmayı tercih ediyoruz. border_less’in başından beri esnek bir yapısı var; birlikte çalıştığımız kurumların da bu esnekliğe açık olması önemli.
Melek: İlk etkinlikte herkese gidip “Ne dersiniz, buna ne ekleyebiliriz?” diye sorduğumuz anlarda başladı aslında bu ilişki. Görüşmelerde bir kişi veya kurumla nasıl ilerleyebileceğinizi hissediyorsunuz. İşbirliklerine çok açığız ve bunları keyifle yapıyoruz.
CC: Yurt dışındaki sanat kitabı fuarları size neler öğretiyor?
Huo Rf: Katıldığımız fuarlarda kendi etkinliğimizi nasıl geliştirebileceğimizi düşünüyoruz. Katılımcılarla tanışıyor, organizasyonu, mekânı, iletişimi inceliyoruz. Torino’da katıldığımız FLAT Art Book Fair bizi çok etkilemişti. Mekân tasarımından konuşma programına, sergisine ve görsel kimliğine kadar bütününü kendimize yakın bulmuştuk.
Diğer fuarların da katkısı oluyor. Birlikte çalıştığımız sanatçıların ve kurumların yayınlarını götürüp paylaşabiliyoruz. Bunlar yalnızca etkinlik görmek için yapılan seyahatler değil; yayınların dolaşımına da alan açıyor.
Melek: Hangi fuara katılacağımız başlı başına bir karar. İmkânlarımızla yılda genellikle bir ya da iki fuara gidebiliyoruz. Aynı yere tekrar gidip izleyicinin bizi tanımasını sağlamak istiyoruz ama başka yerlerde katılmak istediğimiz çok fazla etkinlik de var. Birbirimize sürekli fuarlar gönderiyor, başvurular yapıyoruz.
CC: Bu dolaşımı ve etkinliği sürdürmenin en zor tarafı ne?
Huo Rf: Kaynak. Yurt dışındaki fuarlara kendi imkânlarımızla gidiyoruz. Konaklama, seyahat, vize ve katılım ücretleri var. Gittiğimiz yerlerde bazı katılımcıların kendi ülkelerinden destek alabildiğini görüyoruz. Bizim içinse bunları karşılamak ayrı bir çaba.
Melek: Bizim etkinliğimize gelen yabancı katılımcılara da davet mektubu yazıyoruz. O mektupla kendi ülkelerinde bir fona başvurup ulaşım masrafları için destek alabiliyorlar.
Huo Rf: Bu yüzden her destekçimizin bizim için karşılığı çok büyük. Etkinliği sürdürmek, başvuru takvimlerini ve bütün süreci organize etmek kolay değil. Bulduğumuz destekler, devam edebilmemiz için önemli.
CC: Gelecekte border_less için ne hayal ediyorsunuz?
Melek: Her yıl yeniden sponsor ve destekçi arama kaygısı yaşamadan çalışabilmeyi. Bir yıl etkinliği yapıyor, destek buluyoruz. Sonraki yıl üzerine bir şey koymak istiyoruz ama kaynak arayışı baştan başlıyor. Bu, yaptığımız işten ayrı bir stres. O tarafın daha rahat işlemesini istiyorum.
Huo Rf: Biz katılımcılara ve başvuran herkese karşı sorumluluk hissediyoruz. Katılım ücretlerini ulaşılabilir tutmaya, etkinliğe girişi ücretsiz bırakmaya, kitap fonuyla üretime katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Kendi imkânlarımızla yapabildiklerimizin bir sınırı var.
Bu sorumluluğun farklı kurumlar ve destekçiler tarafından da paylaşılmasına ihtiyacımız var. Ev sahiplerimiz bu anlamda önemli bir katkı veriyor. Gelecekte daha kolay destek bulabildiğimiz, o destekle daha fazla insana ulaşabildiğimiz bir noktaya gelmek istiyoruz.