Mercado
[Tuna Mert ve Yağız Genç]
Mercado’nun kurucu ortakları Tuna Mert ve Yağız Genç ile bir web sitesinden dergiye ve fiziksel projelere uzanan yolculuklarını konuşuyoruz. İkilinin hikâyesinde röportajlar yeni işbirliklerine, uzun tartışmalar ise başlangıçta ikisinin de düşünmediği fikirlere dönüşüyor.
Mercado, farklı disiplinlerde üreten insanların birbirini tanıyabileceği ve birbirinden ilham alabileceği bir alan açma isteğiyle doğuyor. Pandeminin başında atılan bu adım, zamanla podcast’lere, basılı yayınlara ve yaratıcıları bir araya getiren projelere uzanıyor. Tasarımı anlatmakla başlayan yolculuk, birlikte üretmenin koşullarını oluşturmayı da içeriyor.
Creative Collaborations’ın bu bölümünde mimarlık eğitiminden gelen Tuna Mert ve Yağız Genç ile Mercado’yu kurarken öğrendiklerini, yaratıcı işbirliklerine nasıl alan açtıklarını ve ortaklıklarını nasıl sürdürdüklerini konuşuyoruz. Sohbet, bir dergiyi paketleyip satış noktasına bırakmaktan bir fikrin olgunlaşması için aylarca beklemeye kadar, yayıncılığın görünür ve görünmeyen emeğini bir araya getiriyor.
CC: Mercado’dan önce neler yapıyordunuz?
Yağız: Mimarlık eğitimi aldım ama mimarlık alanında çalışmadım. Mercado’dan önce tasarımın farklı ölçeklerinde çalıştığım bir kariyerim vardı. Şimdi Tuna ile kurduğumuz Mercado’nun kreatif direktörlüğünü yapıyorum. Burada pek çok farklı şeyi keşfetme ve deneme imkânımız oluyor.
Tuna: Ben de mimarlık kökenliyim. İyi mimarların yanında staj yaptım, güzel bir eğitim aldım ama profesyonel hayata geçtiğimde mimarlığın bana göre olmadığını kısa sürede anladım. Tasarımın pazarlama ve iletişim tarafına yöneldim. Küçük yaşlardan beri blog yazıyordum; tasarımı anlatmayı, insanlarla buluşturmayı seviyordum. Sonrasında Yağız ile Mercado’yu kurduk. Bir noktada kişisel hayatımla iş hayatım birleşti. İnsanların telefonlarında bile “Tuna Mercado” diye kayıtlıyım.
CC: Nasıl tanıştınız ve Mercado’yu kurmaya nasıl karar verdiniz?
Tuna: Ankara’da okuduktan sonra İstanbul’a taşındım. Yağız ile arkadaşlarımız aracılığıyla tanıştık ve yakın arkadaş olduk. Mercado’nun kuruluşu pandeminin başına denk geliyor. Pandemi başlar başlamaz sevdiğim bir işten çıkarılmıştım. Mutsuz olduğum bir dönemde Yağız, blog yazma geçmişimi hatırlattı. Bir web sitesi açıp üreten insanlarla röportajlar yapalım, onların sesini duyuralım, insanlara ilham verelim dedik.
Yayıncılıkta disiplinlerin çok kendi içinde kaldığını düşünüyorduk: Mimarlar kendi arasında, grafik tasarımcılar kendi arasında. Farklı alanlardan birlikte ilham alabileceğimiz bir yere ihtiyaç duyuyorduk. Başlangıçta bugünkü gibi bir platform kurma planımız yoktu. Bir web sitesi olsun, insanlar birbirini tanısın diye başladık.
Pandemi sırasında içerik hızla tüketiliyordu ve yazılarımız okunmaya başladı. Türkiye’de ya da dünyanın farklı yerlerinde üretim yapan, burada eğitim almış insanların işlerini görünür kılıyorduk. Ardından Yağız ile güncel tasarım işlerini konuştuğumuz, başlangıçta konuksuz ilerleyen Mercado Podcast geldi. Podcast’e sponsor almamız bir dönüm noktası oldu. Yayıncılıktan gelir elde edip edemeyeceğimiz sorusuna olumlu bir cevap alınca bunu tam zamanlı işe dönüştürmeye karar verdik.
Yağız: Bizi teşvik eden, aldığımız geri dönüşlerdi. Röportaj yaptığımız kişilerin ve okurların, hissettirmeyi umduğumuz şeyleri gerçekten hissettiklerini söylemesi önemliydi. Sonra sponsorluk geldi. Yaptığımız şeyin karşılık bulduğunu ve ona daha fazla zaman ayırabileceğimizi gördük. Ben o sırada deneyim ve etkinlik tasarımı alanındaki işime de devam ediyordum. Bunlar üst üste gelince Mercado’ya tamamen odaklandığımız bir düzene geçtik. Bizim için bir inanç anıydı.


CC: Mercado adı, yapmak istediğiniz işle nasıl ilişki kuruyor?
Yağız: Lizbon’da birlikte gittiğimiz bir pazar alanından geliyor. Şehrin sevilen restoranlarının, kafelerinin, tatlıcılarının küçük versiyonları aynı yerde üretiyor ve ortak bir alanda sunuyordu. Farklı üreticilerin bir arada olması, üretimle sunumun buluşması ve oranın insanda uyandırdığı iştah bize ilham verdi.
Biz de tasarımcıların, sanatçıların, unvanı ne olursa olsun farklı alanlarda üreten insanların bir araya gelebileceği bir yer düşündük. Hem birlikte üretelim hem bunları sunup içerik hâline getirelim hem de ortam ilham versin istedik. “Taze ilham” mottomuz da buradan çıktı.
CC: Basılı yayın fikri nasıl doğdu? İlk sayıya giden süreç nasıldı?
Tuna: Web’deki içeriklerimizi daha zamansız, arşiv niteliği taşıyan bir şeye dönüştürmek istedik. İlk fikrimiz kitap çıkarmaktı.
Yağız: Kendimiz de bu tür kitapları edinmeyi, zaman zaman açıp bakmayı seviyoruz. İçeriklere iyi dönüşler alınca bir yayınevi aramaya başladık. Birkaç görüşmenin ardından yaklaşımımızın uyuştuğu bir yayınevi bulduk. Kitapta yer alacak isimleri belirledik, sayfa tasarımlarına bile başladık. Fakat birlikte çalıştığımız sorumlunun emekliye ayrılmasıyla süreci orada ilerletemedik.
Heyecanımız devam ediyordu. Yeniden yayınevi aramak yerine “Bunu kendimiz yapamaz mıyız?” dedik. Sonra da tek bir kitap yerine devam eden, sayıları olan bir basılı edisyon formatına karar verdik. Matbaalarla görüştük, bizi daha önce yönlendiren yayınevlerinden fikir aldık. Bugünden bakınca o sırada finansal tarafı ne kadar az düşündüğümüzü fark ediyorum.
Tuna: Gerçekten biraz bilmediğimiz bir alana cesaretle giriyorduk. Yaratıcı olmak yetmiyor; teknik süreçler, dağıtım, reklam veren bulmak gibi başka katmanlar da var. LinkedIn üzerinden insanlara tek tek ulaşıp yayın fikrimizi anlattık. Hayalimize inanan insanlar bulduk. Bu çok değerliydi.
Dergilerle büyümüş insanlarız. Çocukluk dergilerinden mimarlık ve tasarım yayınlarına uzanan bir alışkanlığımız vardı. Bağımsız dergicilerin yaptıklarını da görüyorduk. Kitap fikri zamanla dergiye dönüştü ama sonra dergiciliği çok sahiplendik. Basılı yayın, insanların Mercado’yu tanımasında da önemli bir dönüm noktası oldu.
CC: Derginin görünmeyen işlerini nasıl öğrendiniz?
Yağız: Annem de babam da reklam sektöründeydi; ilkokuldan itibaren ajanslarda büyüdüm. Baskı provalarına bakar, imla kontrolüne, maketlere yardım ederdim. Bu resmî bir eğitim ya da staj değildi ama sonradan fark ettiğim bir birikim sağlamıştı.
Dergiyi çıkarırken birçok işi kendimiz yapabileceğimize inanıyorduk. Resmî süreçleri öğrenip dosyaları hazırladık, ilgili kurumlarla görüştük. Dağıtımcıyla çalışmak yerine satış noktalarını tek tek arayıp yazıştık; dergileri kendimiz paketleyip götürdük. Bazen bir işe başlamadan önce mutlaka başkalarının yapması gerektiğini düşündüğümüz işler, öğrenip üstlenebileceğimiz şeyler olabiliyor.
Burada yaratıcı işbirliğinden söz etmiyorum. Daha çok iş yükünü paylaşmak için dışarıya vermemiz gerektiğini düşündüğümüz, maliyeti nedeniyle başlamamızı engelleyebilecek süreçlerden bahsediyorum. Dergi, yaratıcı anlamda en çok işbirliği yapmaya başladığımız alan oldu.
Tuna: Evet, artık yazarlara, belirli içerikler için illüstratörlere, grafik tasarımcılara ve fotoğrafçılara ihtiyaç duyuyorduk. Doğru isimleri bulmak, telifleri konuşmak gibi yeni süreçler başladı. Genç tasarımcılarla da çalıştık. Mercado’da başka insanların üretimlerinin bir araya gelip ortak bir ürüne dönüştüğü önemli bir aşamaydı.
CC: Bir sayı hazırlarken katkıda bulunanlarla nasıl çalışıyorsunuz?
Yağız: Her sayı için bir tema belirliyor ve ona farklı açılardan bakabileceğimiz bir çerçeve oluşturuyoruz. Bazen düşündüğümüz gibi ilerliyor, bazen yolda dönüşüyor. O açılardan kendi fikrini ortaya koyabilecek kişilere teklif götürüyoruz. Sonrasında geri çekildiğimiz bir bölüm başlıyor.
Bir görsel çalışmaysa kullanılacağı yerin ölçülerini, yazıysa sayfa ya da kelime sayısını ve genel çerçeveyi konuşuyoruz. Yaratıcı tarafı kişiye bırakıyoruz. Bu bize hem heyecan hem tatmin veriyor; birinin üretmesi için sebep oluşturmuş oluyoruz.
Bazen zaten o alanda çalışan kişilerle, bazen de deneyimi ve söyleyecek sözü olduğunu bildiğimiz ama henüz yazmamış insanlarla çalışıyoruz. “Bunu bir yazıya dönüştürmelisin, gerekirse editoryal destek veririz” diyoruz. O bilginin bir kaynağa dönüşmesini önemsiyoruz.
Tuna: Bu kişilerin çoğuyla ilk olarak web sitemizdeki röportajlar aracılığıyla tanışıyoruz. Ne yaptıklarını, hayallerini, başka neler üretebileceklerini öğreniyoruz. Sonra dergide ya da fiziksel projelerde yeniden bir araya geliyoruz. İçerik tarafı hem basılı yayını hem de deneyime dönüşen projeleri besliyor.
CC: Kendi aranızdaki iş bölümü nasıl şekilleniyor?
Yağız: Bazı sorumlulukları bölüşüyoruz ama her şeyi kesin biçimde ayırmamaya çalışıyoruz. İki zihinle düşünmek değerli; ekibimizde yakın çalıştığımız Onur ile üç zihin oluyoruz. Bazı görevler baştan konuşarak, bazıları da kimin daha iyi yaptığı süreç içinde ortaya çıktığı için şekillendi.
Finans, içerik, editoryal işler ve tasarım arasında bir paylaşım var ama sınırları zaman zaman değiştirmeyi seviyoruz. Finans daha çok bende. Tasarımla da ben ilgileniyorum fakat bu, her şeyi tek başıma baştan sona yaptığım anlamına gelmiyor. Birlikte bakıyor, düşünüyor, etkileniyoruz. İşin nasıl bir etki yaratmasını istediğine birlikte karar veriyoruz.
Tuna: Ben daha çok hayal kuran, heyecanlanan tarafım. Yağız o fikrin gerçekleşmesi için ayaklarını yere bastırıyor. Bazen de ben “Bu yapılamaz” diye geri çekilirken o, “Yaparız, şöyle yapabiliriz” diyerek yol gösteriyor.
CC: Fikir ayrılıklarını nasıl aşıyorsunuz?
Yağız: Yaklaşımlarımız elbette farklılaşıyor. Benim kendi içimde bile farklı yaklaşımlar oluyor. Aramızda sabit bir karar mekanizması yok; yoğun bir ikna süreci var. Araya molalar girebiliyor, bir konu günlerce ya da haftalarca konuşulabiliyor.
Sonuç, birimizin önerisini seçmek olmuyor. Tartışırken ileride çıkabilecek bir sorunu fark ediyoruz; bazen başlangıçtaki iki önerinin de bunu karşılamadığını görüyoruz. Oradan daha kapsamlı düşünülmüş, yeni bir çözüm çıkıyor. Bu süreç bize iyi geliyor.
Tuna: Yalnızca birbirimizi değil, kendimizi de ikna ediyoruz. Zamanla karşı tarafın nasıl düşündüğünü, neye nasıl tepki vereceğini öğreniyorsunuz. Ama bunun olumsuz bir tarafı da olabiliyor: Öneriyi, alacağınız tepkiyi tahmin ederek sunmaya başlıyorsunuz.
Onur’un ekipte olması bu yüzden de değerli. Daha genç bir kuşaktan, bambaşka bir gözle yorum yapabiliyor ve biz durup düşünüyoruz. İki kişi uzun süre birlikte çalışınca düşünme biçimleri birbirine yaklaşıyor. Dışarıdan gelen fikirlere alan açmak gerekiyor.


CC: Birbirinizin çalışma biçiminde en çok neye değer veriyorsunuz?
Tuna: Yağız’ın çalışkanlığına ve bunu severek yapmasına. Ben bir hayale inanırım ama başlamam için bazen birinin yol haritası çizmesine ihtiyacım olur. Yağız o ilk çerçeveyi kuruyor. Bir düzen oluştuğunda ben de tutkuyla çalışıyorum. Onun planlılığı sayesinde defter tutmaya başladım.
Teknolojiyle ilişkimiz de farklı. Ben daha analog düşünen biriyim. Yeni bir program çıktığında Yağız hemen indirip dener. Ekibimizde böyle birinin olmasını çok değerli buluyorum.
Yağız: Tuna’nın insan ilişkileri ve iletişim becerisi Mercado’yu buraya taşıyan şeylerden biri. Benim erteleyebildiğim bir görüşmeyi o hemen yapıyor, bir buluşmayı ayarlıyor, insanlarla ilişkiyi sürdürüyor. Bazen birkaç dakika sessiz kaldığını fark ediyorum; o arada bir sürü şeyi konuşup düzenlemiş oluyor. Bu sayede yeni fikirler geliştirebileceğimiz insanlarla bir araya gelebiliyoruz.
CC: Fikirleri olgunlaştırmak için nasıl bir çalışma düzeniniz var?
Yağız: İkna sürecimiz aynı zamanda fikir geliştirme sürecimiz. Bundan kaçmıyor, kısaltmaya çalışmıyoruz. Bazen bir kurumla konuştuğumuz projeyi aylar sonra yeniden ele alıyoruz. Araya zaman girdiği için mahcup olabiliyorlar ama bizim için fikri olgunlaştırabileceğimiz bir dönem geçmiş oluyor. Başka şeyler görüyor, deneyimliyor ve öğrendiklerimizi projeye katıyoruz.
Aynı anda farklı fikirler üzerine düşünmek hızlı hareket etmemizi de sağlıyor. Yeni bir fırsat geldiğinde, başka projeler için üzerinde çalıştığımız parçaları bir araya getirip daha çabuk hayata geçirebiliyoruz.
Tuna: Çok fikir üretiyoruz ve bununla birlikte iş hayatıyla kişisel hayat birbirine karışabiliyor. Bir fikir bulduğumda gece Yağız’ı arayıp uzun uzun anlattığım oluyor; bazen “Bunu yarın da konuşabiliriz” diyor. Yüz yüze olmaya önem veriyoruz. Bir arada düşünürken başka bir enerji oluştuğuna inanıyorum. İletişim için de çok karmaşık araçlar kullanmıyoruz; telefon ve yüz yüze görüşmeler yetiyor.
CC: Motivasyonunuz düştüğünde birbirinize nasıl destek oluyorsunuz?
Tuna: Ben daha fazla iniş çıkış yaşıyorum. Yağız daha dengeli ama finansla ilgilendiği için onun da zorlandığı oluyor. Belirsizliğe alışmak gerekiyor. Kendi gelirini yaratan, üstelik çalışanına karşı da sorumluluk taşıyan bir ekip için finansal istikrarı sağlamak zor. Zamanla bu dalgalanmaları daha iyi karşılamayı öğrendik.
Yağız: Motivasyon kaybımız çoğunlukla dışarıdan geliyor. Kontrol edebildiğimizi sandığımız şeyleri aslında kontrol edemediğimizi görmek hayal kırıklığı yaratıyor. Hatta bunun üzerine “Kontrol Yanılsaması” temalı bir sayı çıkardık. Kendi deneyimlerimiz yayınlarımıza da yansıyor. O yanılsamanın farkında olup daha az etkilenmeye, birbirimizi dengelemeye çalışıyoruz.
Tuna: Bir projenin gerçekleşmemesine eskisi kadar üzülmüyoruz. Bazen o işin olmaması başka bir imkânın önünü açabiliyor. Küçük şeylerle birbirimizi yeniden motive etmeyi de öğrendik.
CC: İşbirliğinin en zor tarafı sizce ne?
Yağız: Beklentileri dengelemek ve herkesin motivasyonunu süreç boyunca koruyabilmek. Yaptığımız işin büyük bir kısmı aslında iletişim kurmak ve o iletişimin devamını sağlamak. Bazen iki, bazen beş taraf oluyor. Herkesin ne beklediğini anlamak gerekiyor. Başlangıçta insanları heyecanlandırmak daha kolay; süreç içinde kısıtlar ve beklenmeyen durumlar çıktığında o heyecanı sürdürmek, deneyimle gelişen bir beceri.
Tuna: Benim için doğru kişiyi bulmak. Güvenden kastım, işin sizin kadar tutkuyla yapılacağına inanmak. Sizin yetkin olmadığınız bir alanda, o işi iyi yapacağına ve projeye inanacağına güvendiğiniz biriyle bütün olabiliyorsunuz.
Bir de bazen durmak ya da ara vermek istediğiniz anlar oluyor. Ama sizin durmanız diğer kişiyi de etkiliyor. O zaman birlikte bir yöntem bulmak gerekiyor. Biz motivasyonumuzu yeniden yakalayabildik. Yine de insanların ve beklentilerin değişebildiğini, bazı işbirliklerinin bitebileceğini kabul etmek gerekiyor.
CC: Peki birlikte çalışmak size ne kazandırıyor?
Yağız: Çok büyük bir öğrenme imkânı. Kendi alanınızın dışındaki bir üretimi deneyimliyor, bir insanı başka türlü tanıyamayacağınız kadar yakından tanıyorsunuz. Röportajda ya da podcast’te kişinin nelerden heyecanlandığını anlamaya başlıyoruz. Birlikte iş yaptığımızda bu bilgi derinleşiyor ve yeni proje fikirleri doğuruyor.
Tuna: Benim için bir işi sürdürebilmenin de anahtarı. Tek başıma bir işi sürekli devam ettirmekte zorlanabiliyorum. Ortaklıkta karşı tarafa duyduğunuz sorumluluk, o işi sürdürmenizi sağlıyor.
CC: Mercado’nun geleceğini nasıl hayal ediyorsunuz?
Tuna: Dönüşerek devam etmesini istiyoruz. Marka işbirlikleri ve fiziksel projeler yaptık; topluluğumuzla daha çok buluşacağımız işlere yönelmek istiyoruz. Yeni heyecanlar katmak önemli. Yurt dışı ihtimalleri bizi ilgilendiriyor ama yereli güçlendirmek, burada köklenmek de önceliğimiz. İkisinin bir arada olabileceğini düşünüyoruz. Hep aynı biçimde devam etmek zaten bize keyif vermiyor.
Yağız: Esnek kalmaya çalışıyoruz. Bugünden yarına yaptığımız bir plan bile değişebiliyor ve bu bazen iyi oluyor. Yaptığımız işlerden gelen yeni bilgiye, karşılaştığımız insanların geri dönüşlerine açık olmak önemli. Geleceğin tamamını sadece kendi zihnimizden çıkaramayız. Yolun bize öğrettiklerini değerlendirerek ilerlemek istiyoruz.