Mono Earth
[Can Cumalı ve Çağlar İşbilir]
Can Cumalı ve Çağlar İşbilir, Mono Earth’te toprağı işlerken ortak bir çalışma biçimi de geliştiriyor. İkiliyle atölyede birbirinin yükünü gözetmeyi, farklı yollardan aynı sonuca ulaşmayı ve birlikte üretmenin kurduğu bağları konuşuyoruz.
Mono Earth’ün hikâyesi Kapadokya’da, toprakla çalışmayı öğrenirken yolları kesişen iki mimarın tanışmasıyla başlıyor. Can Cumalı ve Çağlar İşbilir, farklı ekiplerde edindikleri deneyimlerin ardından kendi üretim biçimlerini kuruyor. Mimarlık, sanat ve tasarım arasında farklı ölçeklerde çalışırken merkezlerinde hep toprak var.
Creative Collaborations’ın bu bölümünde Can ve Çağlar ile ortaklığın hem zihinsel hem bedensel tarafını konuşuyoruz. Tasarım aşamasındaki çok seslilik, atölyede dört elle çalışmaya dönüşüyor. Kararlar, malzemenin talepleri kadar birbirlerinin taşıyacağı yük düşünülerek alınıyor. Bir arada olmanın gücü, gerektiğinde ayrı alanlar açabilmekle tamamlanıyor.
CC: Kendinizi ve Mono Earth’teki üretiminizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Can: Toprağı merkezine koyan, bu malzeme etrafında farklı bağlam ve ölçeklerde işler üreten bir tasarımcı, mimar ve sanatçıyım. Mimarlık bölümünden mezun olduğum 2015’ten beri yurt içinde ve yurt dışında farklı tasarımcı ve uygulayıcı gruplarla çalıştım. Birçok toprak yapı tekniğini, çoğunlukla yapı ölçeğinde uygulama şansım oldu. Toprakla hikâyemin başında tanıştığım Çağlar ile farklı projelerde birlikte ürettikten sonra, 2019’da Mono Earth’ü kurduk.
Çağlar: Ben de mimarlık eğitiminin araçlarını sanat ve tasarım alanında nasıl kullanabileceğimizi düşünerek ilerledim. Toprakla mekânlara dokunuşlar yapan bir mimar ve toprak sanatçısı olarak tanımlıyorum kendimi. Mono Earth’ün diğer yarısıyım.
CC: Nasıl tanıştınız? Başlangıçta uzun süre birlikte çalışacağınızı düşünüyor muydunuz?
Can: 2016’da Kapadokya’da, bir otelin üzüm bağlarında çalışanlar için bir yapı grubu ve misafirler için şarap tadım alanı planlanıyordu. Farklı çevrelerden bu projeye dahil olduk. Hem tekniği öğrenme hem birbirimizi tanıma fırsatı bulduk. Proje gerçekleşemese de sonrasında farklı ekiplerde birlikte çalışmaya devam ettik.
Yaklaşık üç yıl boyunca başka insanların yapma biçimlerini deneyimledik. Sonra kendimizi daha iyi tanımaya başladığımız, “Biz toprakla ne yapmak istiyoruz, bu malzemeye yaklaşımımız ne?” diye sorduğumuz bir döneme geldik. Tam o sırada sıkıştırılmış toprakla yapılmak istenen birkaç proje bize ulaştı. Sorularımızla bu işler bir araya gelince Mono Earth kendini doğurdu.
Başta bu kadar uzun bir yoldaşlık yaşayacağımızı kestiremezdim. Yeni mezunduk; hem toprağı hem kendimizi tanıyorduk. Büyük bir potansiyel vardı ama hikâye de biz de bambaşka yönlere gidebilirdik.
Çağlar: Başka ekiplerle çalışmanın çok öğretici yanları vardı. Bir yandan da “Şöyle olsa daha güzel olurdu” dediğimiz şeyler oluyordu. Can’ın da benzer sorular sorduğunu duyunca kendi yapma biçimlerimizi birlikte denemek kaçınılmaz hâle geldi. Küçük çalışmalar da karşımıza çıktı. Birlikte üretirken çok eğleniyorduk.


CC: Birlikte yaptığınız ilk işi hatırlıyor musunuz?
Can: Tanıştığımız projede çok yan yana çalışamamıştık. Hemen ardından Kapadokya’da, engelli çocuklar için kurulmuş bir aktivite merkezindeki açık hava sineması ve tiyatrosu projesine katıldık. Eski bir binanın çatısından sökülen ahşapları yeniden kesip değerlendirerek yaklaşık elli kişilik bir oturma düzeni yaptık. Birbirimizin çalışma biçimini gördüğümüz, Çağlar’ın eğlenceli karakterini tanıdığım ilk deneyimdi.
Mono Earth adıyla ilk işimiz ise 2019’da Galata’da, seramik sanatçısı bir arkadaşımızın yeni serisi için kaideler ürettiğimiz yerleştirmeydi.
Çağlar: İlk projede ellerimizle çalışıyor, yaptığımız işin anlamlı bir yere ulaşacağını biliyorduk. Zorluğu ve meşakkati bile eğlenceye dönüştürebildiğimizi fark ettim. Can’ın bir cümlesini çok seviyorum: “Üretmek kadar bağlayan, bir araya getiren başka bir şey yok.” Birlikte üretme heyecanını korumaya çalışıyoruz.
CC: İş bölümünüz nasıl şekilleniyor?
Can: İki ana alan var. Tasarım, teklif hazırlama, ilişkileri yürütme, görsel ve içerik üretimi gibi bilgisayar başındaki işler; bir de atölyede üretim, uygulama, test ve araştırma yaptığımız bölüm. Bilgisayar başında daha belirgin bir iş bölümü gerekiyor. Görselleştirme, modelleme ve teklif hazırlama gibi konularda Çağlar’ın becerileri güçlü olduğu için o daha fazla sorumluluk alıyor. Bazen yeterince destek olamadığım da oluyor.
Atölye ise kesinlikle iki kişilik bir iş. Kalıplar ve toprağın kendisi birlikte çalışmayı talep ediyor. Orada birbirimize el verdiğimiz, daha organik bir düzenimiz var.
Çağlar: Çalışma öncesindeki çok seslilik atölyede çok elliliğe dönüşüyor. Rollerimiz sürekli değişiyor çünkü iş hem zihinsel hem fiziksel olarak çok şey istiyor. Sürekli bedeninizin aynı kısmına yüklenemiyorsunuz. Birbirimizin yükünü alırken hem zihnimizi hem bedenimizi dinlendirebiliyoruz. Bir paslaşma hâli gibi.
Can: Yine de sevdiğimiz işler var. Çağlar karışımın ve karıştırıcının başında olmayı, ben sıkıştırmayı tercih ediyorum. Montajda matkapla çalışmayı o seviyor; kesme ya da parlatma gibi işlere ben geçebiliyorum. Zamanla kendiliğinden oluşmuş tercihler bunlar.
Çağlar: Kullandığımız makineler de birer eşlikçi. İki kişiyiz ama bazen bir makine üçüncü kişi gibi oluyor. Her birimiz onunla farklı bir ilişki kuruyoruz. Malzemeyi işlerken bedenimize dair farkındalığımız da gelişiyor.
CC: Birbirinizin çalışma biçiminde size en çok ne ilham veriyor?
Can: Çağlar’ın işe yaklaşımı ilk tanıştığımızdan beri beni motive ediyor. İlk söyleyeceğim kelime “özen”; bu Mono Earth’ün kimliğine de yansıyor. Detaylara çok özen gösteriyor. Bir de kendine ve yaptığı işe değer vermeyi ondan öğrendim. Ben alçakgönüllü olmak adına kendimi olduğumdan daha değersiz göstermeye yatkındım. Bu konuda Çağlar’dan çok şey öğrendim. Vazgeçmemesi, inadı da öğretici.
Çağlar: Can’ın malzemeyle kurduğu ilişkiyi her seferinde hayranlıkla izliyorum. Bazen bir şeyi yaparken ona kendimden daha çok güveniyorum; onun da bana böyle güvendiği oluyor. Bu karşılıklı güven bizi ilerletiyor. Yalnızca bir karışımın nasıl hazırlanacağını öğrenmiyoruz, iki kişinin ilişkisini nasıl sürdürebileceğini de öğreniyoruz. Can’ın yerinde müdahaleleri kendi davranışlarımı da yeniden düşünmemi sağlıyor.
CC: Atölyede koruduğunuz ritüeller var mı?
Can: Her işe başlamadan önce atölyeyi temizleyip toparlıyoruz. Kendimize alan açıyoruz. Toprak ve tozla çalıştığımız için çok kolay dağılıyor. Kullanmayı düşündüğümüz toprakları kontrol ediyoruz. Elimizde var mı, yoksa araziye çıkıp bulmamız ve hazırlamamız mı gerekiyor? İşe bununla başlıyoruz.
Çağlar: Atölyemiz, onlarca çeşit toprağın olduğu bir kütüphane gibi. Çalışmanın sonunda büyük bir karmaşa oluşabiliyor; en azından başlangıçta her şeyi yerli yerinde görmek istiyoruz. Malzemelerin hazır olduğundan emin olmak iyi hissettiriyor.
Bir de her işin sonunda “reminders” dediğimiz küçük hatırlatıcılar hazırlıyoruz. Çalışmada kullanılan malzemeleri küçük tüplerde saklıyoruz. Mekâna bıraktığımız işin içinde ne olduğunu gösteriyorlar: Doğada ayrı ayrı duran bu malzemeler birleşip o bütünü oluşturdu. Hem kendimiz hem birlikte çalıştığımız insanlar için tutuyoruz. Projeler biriktikçe bir envantere, bir kütüphaneye dönüşüyor. Bu iki ritüeli hiç aksatmıyoruz.
CC: İşe yaklaşımınızda ne kadar benziyor, ne kadar ayrışıyorsunuz?
Çağlar: Yapma biçimlerimiz çok farklı. Dışarıdan uyumlu, birlikte eğlenerek üreten iki insan olarak görünsek de aynı işi farklı yollardan yapabiliyoruz. Bu da tek bir doğru yöntem olmadığını öğretiyor.
Ben bazen çok kesin düşünüp bir şeyin belirli biçimde yapılması gerektiğine inanabiliyorum. Sonra başka bir yoldan da en az o kadar iyi, hatta daha güzel bir sonuca ulaşılabildiğini görüyorum. “Demek ki başka yollar da mümkün” diyorum. Toprakla çalışırken denemeye ve sezgiye yer açıyoruz; ilişkimizde de benzer bir öğrenme var.
CC: Fikir ayrılıklarını nasıl aşıyorsunuz?
Can: Bol bol tartışarak, birbirimizi anlamaya ve kendimizi anlatmaya çalışarak. Olmuyorsa zamana bırakıyoruz. Bazen de gerginliğimizle ve içinde bulunduğumuz durumla dalga geçip havayı hafifletiyoruz.
Çağlar: İki gün önce söylenmiş ya da söylenememiş bir şey, bir şakayla yeniden ortaya çıkabiliyor. Birimiz kahkaha attığında mesajın alındığını anlıyoruz. Konu yeniden konuşulabilir hâle geliyor. Farklılıklarımıza ve anlaşmazlıklarımıza birlikte gülebilmek, iyi yaptığımız şeylerden biri.
CC: Ortak kararları hangi ölçütlerle alıyorsunuz?
Can: Karar vermek, birlikte üretmenin en zor başlığı. Kendinizi, işi ve birlikte çalıştığınız insanın ne istediğini anlamanız gerekiyor. Zamanla aldığımız, işe yarayan ya da yaramayan kararların birikiminden Mono Earth’ün yaklaşımı oluştu. “Ben nasıl yaparım?” yerine “Mono Earth bu soruna nasıl yaklaşır, bu projeyi nasıl sunar?” diye düşünmeye başladık.
Çağlar: Yalnızca Can’ın ya da Çağlar’ın ne düşündüğüne değil, birlikte oluşturduğumuz yapının nasıl düşüneceğine bakıyoruz. Üstelik her karar atölyede ikimizi de etkiliyor. Birimizin inisiyatif aldığı bir işte bile üretimin yükünü birlikte taşıyacağız. Bu yüzden planlarken birbirimizin sırtına ne kadar yük bineceğini de gözetiyoruz.


CC: Bir işin tamamlandığına nasıl karar veriyorsunuz? Malzeme bu süreci nasıl etkiliyor?
Can: Sıkıştırılmış toprakla çalıştığımız için işin sonunda nasıl görüneceğine çoğunlukla başlamadan karar vermemiz gerekiyor. Malzeme kalıp içinde sıkıştırılıyor; kalıbı açtıktan sonra üzerinde büyük değişiklikler yapmaya çok elverişli değil. Bu nedenle tasarım aşamasında son hâlini ayrıntılı biçimde düşünüyoruz.
Daha deneysel, kendi ifademize yönelik bir işteyse zaman, bütçe ve malzemenin sınırları etkili oluyor. Bir denemeyi yapıyoruz; ardından Çağlar’ın ya da benim denemek istediğim başka bir şey çıkıyor. Onu bir sonraki atölye sürecine taşıyoruz. Bu malzemeyle uzun süre çalışabileceğimizi biliyoruz.
Çağlar: Çok güçlü bir planlama gerekiyor ama ne kadar planlarsak planlayalım malzemenin kendine ait davranışları var. Bir yerleştirmenin nasıl görüneceğini önceden konuşuyoruz; yine de sonuçta beklenmedik güzellikler çıkabiliyor. Sürecin heyecanı biraz da burada.
CC: Birlikte üretmenin size en iyi gelen tarafı ne?
Can: Birbirimizden öğrenmek ve tek başımıza yapamayacağımız ölçekte, nitelikte işler üretebilmek. Yorulduğumda, zorlandığımda ya da bir toplantıya girdiğimde yanımda başka bir zihin olduğunu bilmek güven veriyor. Benim göremediğim bir şeyi görebilecek biri var.
Çağlar: İki kişi olmayı şöyle düşünüyorum: Ya aynı fikirdeyiz ya da uzlaşması gereken iki eşit görüş var. Kaybetme korkusu olmadan ilerlemek gibi. Atölyede de iki elden daha iyisi dört el. Ama katkı yalnızca fiziksel gücün paylaşılması değil; Can’ın varlığı beni zihinsel olarak da besliyor. Karar almanın zorluğu, üretimdeki bu kolaylıkla dengeleniyor.
CC: Mono Earth adı sizin için ne ifade ediyor?
Can: “Mono”nun tekliğe, bir olmaya yaptığı gönderme bizi heyecanlandırdı. Hem ikimizin birlikte bir bütün oluşturmasını hem farklı malzemelerin birleşmesini anlatıyor.
Çağlar: Bir araya gelince daha büyük bir şey oluşuyor ama bu, tek tek varlığımızın değerini azaltmıyor. Can olmasa Mono Earth olmazdı, başka bir şey olurdu. O birlik, içindeki ikilikten geliyor. Dışarıdan yekpare görünen ama içinde canlı, değişken bir ilişki taşıyan bir yapı gibi.
CC: Hem yaşamı hem üretimi paylaşırken birbirinize nasıl alan açıyorsunuz?
Çağlar: 2020’den beri aynı yaşam alanını paylaşıyoruz. Kahvaltıda, akşam yemeğinde, müzik dinlerken ya da bir şey okurken çok sık bir araya geldiğimiz için birçok konu ayrıca iletişim araçlarına ihtiyaç kalmadan çözülüyor. Farklı yerlerde Mono Earth’ü temsil ettiğimiz işler arttığında başka araçlara ihtiyaç duyabiliriz.
Can: Bizim için soru, nasıl iletişim kurduğumuzdan çok birbirimize nasıl alan açtığımız olabilir. Çok fazla şeyi paylaşıyoruz. İstanbul’da olduğumuz dönemlerde toplantılar ve atölyeler dışında biraz daha az görüşüyor, kendi sosyal hayatlarımıza dönüyor, nefes alıyoruz. Böyle bir ilişkide bu da değerli.
CC: Kapadokya üretiminizde nasıl bir yere sahip?
Çağlar: Hem birbirimizle hem bu teknikle tanıştığımız coğrafya. Orada sakinleşiyor ve çok üretken oluyoruz. Bazen uzun süre kapanıp çalışıyoruz. Şehir enerjisine ihtiyaç duyduğumuzda İstanbul’a ya da başka şehirlere gidiyoruz; onlar da heyecan veriyor. Ama dönüp “ev” dediğimiz yer Kapadokya.
İnsanları ağırlamayı da seviyoruz. Birlikte zaman ayırabildiğimizde daha derin sohbetler kurabiliyoruz. Misafirlerle Kapadokya’yı ve kendimizi yeniden görmek keyifli oluyor.
CC: Başka sanatçılar, tasarımcılar ve ustalarla çalışmak size ne katıyor?
Çağlar: Toprakla ilişki kurmak isteyen farklı kişilerle karşılaşıyoruz. Sanatçı, mimar, tasarımcı, mekân sahibi ya da koleksiyoner olabiliyorlar. Aynı masada “Olmaz” demek yerine “Nasıl olabilir?” diye düşünmek hem öğretici hem heyecan verici. Malzemeye çok alıştığımız için gözden kaçırabileceğimiz ihtimalleri başkalarının yaklaşımıyla görebiliyoruz.
İşbirliği yalnızca masa etrafında fikir üretmek de değil. Zanaat tarafında birlikte çalıştığımız insanlar var. Uzun yıllardır çalıştığımız metal ustamız bizi ve işi tanıyor. Bildiğimiz yöntemin dışında bir alternatif getirdiğinde önümüz açılıyor. Bu katkılar sayesinde fikirler uygulanabilir hâle geliyor.
Can: İşlerimiz çok ağır olabiliyor. Kurulumunu yapabilecek, çözüm geliştirebilecek insanlara güvenmem gerekiyor. Onların işi yapabileceğini bilmek, benim de bir projeye güvenle girmemi sağlıyor.
Çağlar: Bazen bir usta, planımızda olmamasına rağmen “Ben bugün size eşlik edeyim, emin olmak istiyorum” diyor. İşi bizim kadar sahiplendiğini görmek çok kıymetli. Yalnızca projeler değil, kapısını işimiz olmasa da çalabileceğimiz insanlar ve ilişkiler biriktirdik.
CC: Ortaklığınızın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Can: Hayallerimiz sürekli değişiyor. Her işten sonra neler yapabileceğimizi biraz daha fark ediyor, önceki hayallerimizin küçük kaldığını görüyoruz. Kapasitemizi keşfettikçe yönümüzü yeniden belirliyoruz. Bu yüzden çok kesin bir plan söyleyemiyorum. Ama bir süre daha birlikte olduğumuzu biliyorum.
Çağlar: Mono Earth’ü kurarken Can’ın bir cümlesiyle benim bir cümlemi birleştirip ortak bir niyet oluşturmuştuk. Zamanla o cümleler ve bir araya gelişleri de değişti. Ellerimiz, kelimelerimiz, seçtiğimiz araçlar değişiyor. Bunun bizi tam olarak nereye götüreceğini bilmiyoruz ama birlikte ilerlemeye devam ediyoruz.