Podcast

Dinle

Onur Hamilton Karaoğlu × Zinnure Türe

[Onur Hamilton Karaoğlu ve Zinnure Türe]

Onur Karaoğlu ve Zinnure Türe’nin on yılı aşan işbirliği, oyuncu ile yönetmen arasındaki alışılmış sınırları sorgulayan bir çalışma biçimine dayanıyor. İkiliyle ortak bir dil kurmayı, yolları ayırmanın açtığı alanı ve Öbür: Sonsuza Kadar’da yeniden buluşmalarını konuşuyoruz.

Onur Karaoğlu ile Zinnure Türe’nin yolları 2010’da, Garajistanbul’da sahnelenecek Atış Serbest’in seçmelerinde kesişti. Bir yönetmen ve oyuncunun karşılaşması olarak başlayan ilişki, zaman içinde birlikte araştıran, deneyen ve karar alan iki sanatçının uzun soluklu ortaklığına dönüştü. Bugün tiyatro, performans ve güncel sanat arasında hareket eden üretimlerinde, her projeye kendi koşullarından doğan yeni bir yöntemle yaklaşıyorlar.

Creative Collaborations’ın bu bölümünde ikiliyle yaratıcı oyunculuk ile yönetmenlik arasındaki geçirgenliği, güvenin ortak üretimdeki yerini ve bağımsız sahne sanatları alanında birlikte kalabilmenin koşullarını konuşuyoruz. Sohbet, Atış Serbest’ten Bugün Aşık Olacağım ve Işık Teorisi’ne; Köşe deneyiminden Proje Difüzyon’un Öbür: Sonsuza Kadar’ına uzanıyor.

CC: Önce sizi ve üretim alanlarınızı tanıyabilir miyiz?

Onur: 2010’dan bu yana tiyatro, performans ve video alanlarında çalışan bir sanatçıyım. Tiyatro yönetmenliği eğitimi aldım; işlerimde farklı disiplinlerin araçlarını bir araya getiriyorum. Sahneye yalnızca bir metni temsil ettiğimiz yer olarak değil, araştırmanın ve birlikte düşünmenin gerçekleştiği bir alan olarak bakıyorum.

Zinnure: Oyuncu, yönetmen ve yazarım; güncel sanat alanında da işler üretiyorum. Hikâye anlatıcılığı üzerine ders veriyorum. Lisans eğitimimi şehir ve bölge planlama alanında tamamladıktan sonra oyunculuk yüksek lisansı yaptım. Farklı alanlardan gelen bu deneyimler, sahneyle kurduğum ilişkiyi ve Proje Difüzyon’daki üretimlerimi besliyor.

CC: 2010’daki ilk karşılaşmanız nasıl bir işbirliğine dönüştü?

Zinnure: Onur’la Atış Serbest’in seçmelerinde tanıştık. Ben oyuncu olarak başvurdum, Onur yönetmendi. O seçme sürecinden sonra birlikte çalışmaya başladık. İlk provalarda yalnızca sahne üzerindeki sonuçla ilgilenmiyorduk; beden çalışıyor, araştırıyor ve malzemenin neye dönüşebileceğini birlikte arıyorduk. Benim için bir oyuncunun yönetmen karşısında yalnızca verilen talimatı yerine getirmediği, yaratıcı sürecin parçası olduğu bir çalışma biçimiydi.

Onur: Başlangıçta rollerimiz yönetmen ve oyuncu olarak tanımlıydı ama prova ilerledikçe bu ilişki dönüştü. Bir metni sahneye koymaktan fazlasını yapıyor; uyarlıyor, araştırıyor ve ortak bir dil kuruyorduk. Zinnure’nin yaratıcı oyuncu olarak getirdiği öneriler, yönetmenlik biçimimi de değiştirdi. Aramızdaki işbirliğinin temeli o süreçte atıldı.

Zinnure Türe ve Onur Hamilton Karaoğlu
Beyaz bir mekânda tek başına bir performansçı

CC: O dönem kurduğunuz ortak dil hangi işlere taşındı?

Onur: Atış Serbest’in ardından 2012’de Bugün Aşık Olacağım’ı yaptık. Daha sonra Aşıklar geldi. Kadıköy’de güncel performans alanı olarak kurduğumuz Köşe’de de birlikte çalıştık; Fassbinder’in Petra von Kant’ın Acı Gözyaşları metninden özgürce uyarladığımız Utanç bu dönemin işlerinden biriydi. 2018’de Bomontiada ALT’ta başlayan Işık Teorisi’ni farklı ülkelerde sahneledik. Pandemi döneminde dijital bir iş olan Altyazıları Yüksek Sesle Oku’yu ürettik.

Bu işlerin her birinde ilişkimizi yeniden tarif ettik. Bazen metinle, bazen mekânla, bazen de dijital araçlarla çalıştık. Ortaklık aynı kalsa da kullandığımız yöntem sabit kalmadı.

Zinnure: Ben de bu süre içinde Proje Difüzyon’u kurdum. Onu bir tiyatro topluluğundan çok disiplinlerarası bir kolektif olarak düşünüyorum. İlk işimiz Tevatür’dü ve yönetmenliğini ben üstlendim. Yönetmenlik yapmaya başladıktan sonra Onur’un yıllar boyunca taşıdığı sorumluluğu başka bir yerden gördüm. Hatta ilk yönetmenlik deneyimimin ardından onu arayıp geçmişte zorladığım anlar için özür diledim. Karşı taraftaki emeği anlamamızı sağlayan, komik ama öğretici bir eşikti.

CC: Çalışma biçiminizi baştan belirleyen bir yönteminiz var mı?

Onur: Her işe aynı yöntemle başlamıyoruz. Mekân, konu, ekip ve araştırma süreci neye ihtiyaç duyuyorsa çalışma biçimi de ona göre oluşuyor. Değişmeyen şey, ortak bir yöntem bulma arzumuz. Tiyatronun yönetmen, oyuncu ve seyirci arasında kurduğu hiyerarşiyi sorguluyoruz. Yönetmen olarak her cevabı önceden getirip oyuncunun onu uygulamasını istemiyorum. Prova odasında düşüncenin herkesten gelebileceği bir yapı kurmaya çalışıyorum.

Zinnure: Onur dinleyen, izleyen ve ortaya çıkan seçenekleri düzenleyen bir yönetmen. Bir fikri dayatmak yerine oyuncunun yaratıcılığı için alan açıyor. Bu alan özgür hissettiriyor ama sorumluluk da getiriyor; çünkü oyuncu yalnızca kendisine verilen görevi yapmıyor, eserin kuruluşuna katılıyor. Bizim ortak dilimiz biraz da bu karşılıklı sorumluluk içinde gelişti.

CC: Öbür: Sonsuza Kadar’ın yaratım süreci bu yaklaşımı nasıl yansıtıyor?

Onur: Öbür: Sonsuza Kadar’a başladığımızda önümüzde tamamlanmış bir oyun metni yoktu. Çağdaş bir vampir anlatısından hareket ettik: İnsanların ardından kalan bir dünyada, ölümsüz vampirlerin kaybettikleri insan zamanıyla kurduğu ilişkiyi araştırdık. Altı oyuncuyla yürüttüğümüz provalarda metin, sahneler ve yapı birlikte oluştu.

Proje Difüzyon’un uzun süredir birlikte çalışan bir ekibi var. Zinnure hem bu ekibi çok iyi tanıyor hem de benimle yıllar içinde oluşmuş bir çalışma diline sahip. Bu nedenle süreçte önemli bir köprü kurdu. Benim niyetimi ekibe, ekibin ihtiyaçlarını da bana aktarabildi. Bu yalnızca iletişimi kolaylaştırmadı; işin biçimini de etkiledi.

Zinnure: Proje Difüzyon’da oyuncuların üretime doğrudan katıldığı bir düzen var. Öbür’de Onur’un dışarıdan getirdiği bakış ile topluluğun içeride biriktirdiği dil karşılaştı. Ben bazen oyuncu, bazen topluluğu tanıyan kişi, bazen de iki taraf arasındaki çevirmen gibi çalıştım. Rollerimizin birbirine karışabildiği bu yapı, bizim uzun zamandır aradığımız yatay ilişkiyi güçlendirdi.

CC: Birlikte karar verirken fikir ayrılıklarını nasıl ele alıyorsunuz?

Zinnure: Ortak bir irade oluşmasını önemsiyoruz. Yaptığımız şeye önce bizim inanmamız gerekiyor. Birbirimizi ikna edemiyorsak seyirciyi de ikna edemeyeceğimizi düşünüyoruz. Ben genellikle bir sahne ya da karakter için farklı seçenekler getiriyorum; ama bunları yarım öneriler olarak değil, her birine gerçekten inanarak deniyorum. Sonra Onur ortaya çıkan malzemeyi seçiyor ve düzenliyor.

Onur: Yönetmenlik biraz da bu seçeneklerin arasındaki ilişkileri görmek ve bütünün tasarımını kurmak. Zinnure’nin önerileri yalnızca çoğalmıyor; her biri düşünülmüş ve içeriden kurulmuş oluyor. Bu da benim seçim yapabildiğim güçlü bir alan açıyor. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız için her kararı uzun uzun savunmamız gerekmiyor. Birbirimizin niyetini ve işi nereye taşımak istediğini çoğu zaman biliyoruz.

CC: Güven, ortaklığınızda nasıl bir yer tutuyor?

Onur: Güven, yalnızca birbirimizi sevmek ya da iyi anlaşmak değil. Karşınızdaki kişinin işe, araştırmaya ve temsil ettiği şeye özen göstereceğini bilmek. Yaptığımız işlerin ekonomik ya da popüler karşılığı her zaman yüksek değil. Bizi bir arada tutan, anlatmak istediğimiz şeye ve onu nasıl anlattığımıza duyduğumuz sorumluluk. Zinnure’yle çalışırken bu sorumluluğu paylaştığımı biliyorum.

Zinnure: Onur’un disiplini ve çalışma ahlakı bana güven veriyor. Bir fikir ilk taslak hâlindeyken de iş son okuma aşamasına geldiğinde de yanında olabiliyor. Geri bildirimi yalnızca bir projeye değil, düşünme biçimime de etki ediyor. Onunla çalışırken görüşümün duyulacağını ve ortaya çıkan malzemenin dikkatle ele alınacağını biliyorum.

CC: Uzun süreli bir ortaklıkta birbirinizin pratiğini nasıl etkiliyorsunuz?

Zinnure: Yönetmenlik yaparken Onur’un çalışma biçimini içimde bir ses gibi duyuyorum. Dinleyen, gözlemleyen, stres anında sakin kalabilen ve insanlara nazik davranan bir tavır bu. Bazen bir provada onun personasını giydiğimi düşünüyorum. Bu, Onur’u taklit etmekten çok yıllar içinde bende yer etmiş bir yaklaşım.

Onur: Ben de kendi işlerimi çok erken aşamalardan itibaren Zinnure’yle paylaşırım. Onun bir taslağa verdiği tepki, işin hayal alanını değiştirebilir. Zinnure’nin denemeye açıklığı, etik tutumu ve bir öneriyi sonuna kadar araştırması benim pratiğimi besliyor. Uzun bir ortaklıkta etki tek bir projeyle sınırlı kalmıyor; zamanla nasıl düşündüğünüzün parçası oluyor.

Projeksiyon önünde bir performanstan sahne
Kırmızı bir kanepenin önünde iki oyuncu

CC: Bir süre ayrı üretmeniz ilişkinizi nasıl değiştirdi?

Onur: Her uzun ilişkide olduğu gibi bizim de birlikte çalışmadığımız dönemler oldu. O mesafe, kendi yollarımızda ne aradığımızı görmek için alan açtı. Ayrı ayrı üretmek, sonra yeniden yan yana geldiğimizde birbirimize yalnızca geçmişte kurduğumuz dille değil, yeni deneyimlerle yaklaşmamızı sağladı.

Zinnure: Büyüdük; ne istediğimizi ve nasıl bir ilişki kurmak istediğimizi daha iyi anladık. Ayrılık bazen nefes aldırıyor. Kendi alanımızda yaptığımız işler ortaklığa geri döndüğümüzde elimizi güçlendiriyor. Öbür’de yeniden buluşmamızın bu kadar verimli olmasında, arada ayrı ayrı biriktirdiklerimizin payı var.

CC: İşbirliğiniz yazılı kurallara ya da sözleşmelere dayanıyor mu?

Zinnure: Daha çok iletişime ve aramızdaki etik anlaşmaya dayanıyor. Başlangıçta yaptığımız bazı işlerde resmî sözleşmeler vardı ama bunu her projede düzenli biçimde sürdürmedik. Oysa bağımsız alanda çalışma koşullarının ve sorumlulukların yazılı hâle gelmesi koruyucu olabilir. Bizim aramızdaki güven bunun önüne geçmiyor; yalnızca uzun yıllar içinde sözlü bir sistem kurmuş durumdayız.

Onur: Proje özelinde görevleri, zamanı ve ihtiyaçları konuşuyoruz. Yine de bunları daha sistemli biçimde kaydetmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Ortaklıkta iletişim güçlü olduğunda bazı meseleler doğal biçimde çözülüyor ama bu, yapısal ihtiyaçları ortadan kaldırmıyor.

CC: Birlikte çalışırken bireysel alanınızı nasıl koruyorsunuz?

Onur: Her işi birlikte yapmak zorunda hissetmiyoruz. İkimizin de ayrı üretimleri ve işbirlikleri var. Ancak birlikte bir iş yapacaksak ikimizin de ona inanması gerekiyor; sahnede kamuyla karşılaşacak bir şey için ortak bir istek arıyoruz. Bu seçim, birlikte yaptığımız işlerin neden var olduğunu daha açık kılıyor.

Zinnure: Bir işin içinde buluştuğumuzda farklılıklarımız eriyip kaybolmuyor ama ortak bir yön oluşuyor. Bireysel yollarımızı sürdürmek ilişkiye hava katıyor. Sonra yan yana geldiğimizde birbirimize yeni sorular ve yeni araçlar getirebiliyoruz.

CC: İletişimi nasıl sürdürüyorsunuz? Birlikte çalışmanın fiziksel koşulları sizin için önemli mi?

Zinnure: Mümkün olduğunca fiziksel olarak bir araya geliyoruz. Belirlediğimiz bir yerde ve saatte buluşmak, aynı odada düşünmek bizim için hâlâ en verimli yol. Telefonla konuşuyoruz; çevrim içi toplantıyı daha seyrek kullanıyoruz. Özellikle sahne işinde bedenlerin aynı mekânda bulunması, konuşmanın ötesinde bir bilgi yaratıyor.

Onur: Prova odası yalnızca fikir alışverişi yaptığımız bir yer değil; hareketin, bakışın, sessizliğin de çalışmaya katıldığı bir alan. Bu nedenle yüz yüze olmanın yarattığı yoğunluğu önemsiyoruz. Yine de farklı yerlerde olduğumuz dönemlerde iletişimi sürdürmenin yollarını buluyoruz.

CC: Türkiye’de bağımsız ve kolektif üretimin koşullarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur: Ekonomik ve politik koşullar uzun süreli kolektif yapılar kurmayı zorlaştırıyor. Bir mekânı, ekibi ve üretim ritmini sürekli kılmak büyük emek istiyor. Köşe yalnızca bir yıl açık kaldı ama orada kurulan ilişki bitmedi. Birlikte çalıştığımız arkadaşlarla hâlâ birbirimizin üretimlerine temas ediyoruz. Bazen bir yapı sona erse de onun oluşturduğu düşünme ve dayanışma biçimi devam ediyor.

Zinnure: Kolektiflik aynı çatı altında sürekli birlikte olmak anlamına gelmiyor. İnsanların birbirine alan açması, ihtiyaç olduğunda bir araya gelmesi ve ortak bir etik zemini koruması da kolektif bir pratik. Biz gelecekte de öğrenebileceğimiz ve birlikte üretebileceğimiz koşullar yaratmaya çalışıyoruz.

CC: Bugün ortaklığınızı nasıl tarif ediyorsunuz?

Zinnure: Birbirimizin değişimine tanıklık eden, gerektiğinde uzaklaşıp yeniden buluşabilen bir ilişki. Uzun zamandır tanışıyor olmamız, her şeyi bildiğimiz anlamına gelmiyor. Hâlâ birbirimizi şaşırtabiliyor ve yeni çalışma biçimleri kurabiliyoruz.

Onur: Benim için arkadaşlık, güven ve sanatsal merak iç içe. Geçmişte yaptığımız işler güçlü bir zemin sunuyor ama bizi asıl bir arada tutan yeni bir işte yeniden öğrenebilme ihtimali. Ortaklığımızın devam etmesi de biraz buna bağlı: Önceden bildiğimiz bir formülü tekrarlamak yerine, her defasında o işe ait dili birlikte bulmak.