Podcast

Dinle

Pley Studio

[Efe Barayda Tunca ve Lara Divriş]

Lara Divriş Fernandez ve Efe Barayda Tunca’nın kurduğu Pley Studio, gündelik hayatı oyunsu nesneler, yaratıcı atölyeler ve açık uçlu deneylerle yeniden yorumluyor. İki tasarımcıyla bir mekândan doğan stüdyolarını, ayrıntı ile hız arasındaki yaratıcı gerilimi ve İstanbul’un üretim kültürünün işlerine nasıl karıştığını konuşuyoruz.

Bir oyun, sonucu baştan belirlenmiş bir yol izlemek zorunda değildir. Pley Studio’nun hikâyesi de pandemi döneminde karşılarına çıkan bir mekânla başlayan, zaman içinde ürünlere, atölyelere ve farklı işbirliklerine açılan doğrusal olmayan bir süreç. Kurucular Lara Divriş Fernandez ve Efe Barayda Tunca için oyun; tasarladıkları nesnelerin görünüşünden önce düşünme, deneme ve birlikte üretme biçimini tarif ediyor.

Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde tanışan ikili, aynı eğitim dilinden gelseler de farklı çalışma ritimlerine sahip. Lara ayrıntıları çoğaltıp üretimin son dokunuşlarını düşünürken Barayda zamanı, maliyeti ve işi hayata geçirmenin gerekliliğini hatırlatıyor. Bu fark bazen tartışmaya dönüşüyor; fakat ikisinin de amacı aynı: Pley’in dünyasına ait, içine sinen bir iş üretmek.

CC: Önce sizi ve tasarımla ilişkinizi tanıyabilir miyiz?

Lara: Bilgi Üniversitesi’nde Endüstriyel Tasarım okudum. Öğrenciyken projelerimin sürekli oyun, oyunsallık ve çocuklar gibi konulara yöneldiğini fark ettim. Gündelik hayatta da çevremdeki şeyleri oyuna dönüştüren biriyim; kaldırımda bazı taşlara basmamak gibi kendime küçük kurallar koyarım. Zamanla bunun hem karakterimi hem de çalışma biçimimi belirlediğini kabul ettim.

Mezuniyetin ardından Berlin’de staj yaptım. İstanbul’a döndüğümde İTÜ’de yüksek lisansa başladım ve çocuklarla çalışan bir kurumda yarı zamanlı kolaylaştırıcı oldum. Aynı dönemde Barayda ile Pley’i kurmaya başladık. Bugün Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde tam zamanlı öğretim görevlisiyim; bir yandan da Pley’i yürütüyoruz.

Barayda: Ben de Bilgi Üniversitesi’nde Endüstriyel Tasarım okudum; Lara’yla orada tanıştık. Daha sonra yüksek lisansa başladım ve aynı bölümde araştırma görevlisi olarak çalıştım. Akademinin benim yolum olmadığını fark edince ayrıldım. Şimdi bisikletlerle ilgili bir alanda çalışıyor, bir yandan Pley’i sürdürüyorum. Bisiklet ve motosiklet başta olmak üzere tekerlekli şeylerle ilgileniyorum; ayrıca fotoğraf çekiyorum.

CC: Pley Studio’yu nasıl tanımlıyorsunuz?

Lara: Pley bizim oyun alanımız. Gündelik hayatı nasıl oyunlaştırabileceğimiz üzerine düşünüyoruz. Oyunun yanında yaratıcılık ve açık uçluluk da bizim için önemli. Nesneler tasarlayıp üretiyor, farklı yaş gruplarına yönelik atölyeler kurguluyoruz. Kadıköy’deki mekânımız ise bütün bunları denediğimiz fiziksel oyun alanımız. Etkinliklerle başkalarına da açmaya başladık. İnsanların içeri girdiklerinde “Burada oyun oynayasım geliyor” demesi çok hoşumuza gidiyor.

Ürünlerimizin her birinin kendi oyunu var. Örneğin dil biçimindeki Lengua minderler sıradan bir sandalyeyi karaktere dönüştürüyor. Tuz ve karabiber değirmenlerimizde ise işlevi alışılmadık formlar ve renklerle bir araya getiriyoruz. Oyunsallık nesneye sonradan eklenen bir süs değil; insanı dokunmaya, denemeye ya da farklı bir ilişki kurmaya çağırıyor.

Masada renkli başlıklı iki ahşap tuz-karabiber değirmeni
Efe Barayda Tunca elinde küçük renkli objelerle

CC: Pley adı ve görsel dünyası nasıl ortaya çıktı?

Lara: Her şey mekândaki nesnelere göz çıkartmaları yapıştırmamızla başladı. Kahve makinesinin, sifonun, minderlerin, neredeyse her şeyin bir karakteri vardı. Gelen arkadaşlarımız da bu karakterleri bulmak için mekânda ava çıkıyordu. “Play” ile “eye” sözcüklerini birleştirerek bu oyuna gönderme yapmak istedik. Farklı yazılışları denedikten sonra Pley’de karar kıldık. İsmin kendisi de stüdyonun doğduğu ilk oyunun izini taşıyor.

CC: Nasıl tanıştınız ve birlikte bir stüdyo kurmaya nasıl karar verdiniz?

Lara: 2015’te üniversitenin akademik İngilizce dersinde tanıştık. Aynı arkadaş grubundaydık ve o günden sonra hiç kopmadık. Okulda birlikte çalıştığımız projeler de oldu; hayatlarımız ve ilgi alanlarımız uzun süre paralel ilerledi. Bir noktada ortak bir iş yapmamız neredeyse kaçınılmazdı.

Pandeminin başında önümüze bir mekân fırsatı çıktı. Aslında hazır olduğumuzu düşünmüyorduk ve daha önce stüdyo kurmayı ayrıntılı biçimde konuşmamıştık. Fakat o fırsatı değerlendirmezsek, kendimizi hazır hissettiğimizde aynı koşulların karşımıza çıkmayabileceğini düşündük.

Barayda: İlk rahatlama döneminde Cihangir’deki evimin terasında buluştuk. Birlikte yemek yerken iş kurma fikri açıldı ve “Beraber yapalım” dedik. Önce mekâna yalnızca “atölye” diyorduk. El aletleri ve çalışma ortamı kurup arkadaşlarımızın da gelip istediği şeyi üretebileceği açık bir alan hayal ettik. Zaman içinde yan yana çalıştıkça farklı işler tek bir çatı altında birleşti ve Pley ortaya çıktı.

CC: Pley’de iş bölümünü nasıl yapıyorsunuz?

Barayda: Zaman zaman kesin bir iş bölümü kurmayı deniyoruz. Ben marka yönetimi ve iletişime, Lara ve ekip ürünlere baksın diyoruz. Fakat süreç içinde hepimiz birbirimizin alanına giriyoruz; “Bu bizim dilimize uyuyor mu?” diye yeniden ortak düşünmeye başlıyoruz. Son dönemde benim başka işlerdeki yoğunluğum nedeniyle Lara daha fazla sorumluluk üstleniyor.

Lara: Tasarım, üretim, iletişim ve satışın tamamını iki kişinin yürütmesi çok zor. Bugün birkaç arkadaşımızla birlikte çalışıyoruz; onların katkısı olmasaydı Pley bulunduğu noktaya gelemezdi. İş bölümümüz çok akışkan. Pley bizimle, biz de Pley’le büyüyoruz. Yetkinliklerimiz, ihtiyaçlarımız ve zamanımız değiştikçe birbirimizin boşluğunu dolduruyoruz.

Aynı okuldan ve benzer bir eğitimden gelmemiz ortak bir konuşma zemini sağlıyor. Aynı şeyi düşünmüyoruz ama çoğu zaman aynı soruya farklı yerlerden bakıyoruz. Fikirlerimiz ayrı olsa da çıkış noktamız benzer olduğu için birbirimizi anlayabiliyoruz.

CC: Fikir ayrılıkları en çok hangi aşamada ortaya çıkıyor?

Lara: Genellikle işin sonuna yaklaştığımızda. Ben dikişten bağlantı parçasına, boya katından ambalaja kadar her ayrıntının çözülmesini istiyorum. Barayda ise “Bu ürün artık bitti; çıkarmazsak hiçbir zaman çıkmayacak” diyor. Lengua minderlerin bitiriş ayrıntılarında bunu çok yaşadık.

Barayda: Ben daha aceleciyim; Lara daha detaycı. Benim için bir tartışmanın zaman ve maliyet karşılığı da var. Küçük bir ayrıntı ürünü bir ay geciktirecekse bunun değerini sorguluyorum. Lara ise piyasaya çıkardığımız şeyin olabilecek en iyi hâline yaklaşmasını istiyor. İlk fikir aşaması daha açık ve rahat geçiyor; seçenekler daralıp son kararlara geldiğimizde gerilim artıyor.

Lara: Başlangıçta bunu iki tarafın da tartışmayı kazanma isteği gibi görüyordum. Zamanla ikimizin de Pley için doğru olanı aradığını öğrendik. İlk anda anlaşamasak bile konuyu bırakıyor, daha sakin bir zamanda yeniden konuşuyoruz. Ayrıntı da hız ve maliyet de gerçek ihtiyaçlar. Ortak karar bu ikisinin kesiştiği yerde çıkıyor.

CC: Birlikte üretmenin zorlu taraflarını açıkça konuşmayı neden önemsiyorsunuz?

Lara: Kolektif üretime dair dışarıda genellikle her şeyin çok uyumlu ve kolay ilerlediği bir görüntü kuruluyor. Oysa fikri olan ve ortaya iyi bir iş çıkarmaya çalışan insanlar çatışabiliyor. Biz de geriliyor ve zorlanıyoruz. Bunun varlığını saklamak, işbirliğini olduğundan farklı gösteriyor. Önemli olan hiç tartışmamak değil; tartışmayı tanıyıp aynı amaç etrafında yeniden buluşabilmek.

Barayda: Bizimki “Her zaman çok iyi anlaşıyoruz” hikâyesi değil. İşin stresi ve lojistiği var. Fakat sürecin sonunda çoğunlukla ikimizin de içine sinen bir sonuç çıkıyor. Yaptığımız işlere dönüp baktığımda bundan memnunum.

CC: Yeni bir ürün fikrinden üretime nasıl ilerliyorsunuz?

Barayda: Sürecimiz klasik ve çok yapılandırılmış bir endüstriyel tasarım yöntemi gibi işlemiyor. Pazarda hangi boşluk var diye oturup araştırarak başlamıyoruz. Genellikle birimizin aklına “Bu güzel olabilir” dediği bir fikir geliyor. Şimdiye kadar ürünlerimizin çoğu böyle küçük kıvılcımlardan çıktı.

Lara: Yaratıcı süreçte konu üzerine düşünür, bir süre bilgi ve görüntü toplarsınız; ardından fikir sanki düşünmediğiniz bir anda gelmiş gibi olur. Bizim ürünlerimizde de bu “aha” anları önemli. Daha iyi bir fikir çıkma ihtimali nedeniyle karar vermeyi erteleyebiliyoruz. Yakın zamanda baskı altında daha iyi karar verdiğimizi fark ettik. Bir yayın için üç gün içinde tasarladığımız ürünleri sonradan geliştirerek koleksiyona dönüştürdük. Dışarıdan gelen bir tarih, dağınık ihtimalleri somut bir karara çevirebiliyor.

Göz figürleriyle süslü dairesel ahşap oyun tablası
Ahşap masa üzerinde Nubes tuz-karabiber değirmenleri
Fotoğraf: Gözde Çubukçu

CC: Üreticiyle kurduğunuz ilişki tasarımı nasıl değiştiriyor?

Lara: İstanbul’un üretici çeşitliliği ve zanaat kültürü bizim için büyük bir imkân. Tuz ve karabiber değirmeni yapmak istediğimizde kafelerdeki ürünlerin altına bakarak yerli üreticileri araştırdık. Bir üreticiyle tanışıp denemeler yaptık. Çizimi teslim edip sonucu beklemiyoruz; üretimin içinde kalıyor, karşılıklı öğreniyoruz.

Ürünlerin ham parçalarını dışarıda yaptırdıktan sonra atölyede uzun bir el işçiliği başlıyor. Zımparalıyor, maskeliyor, boyuyor, yeniden zımparalıyor, cilalıyor ve paketliyoruz. Minderlerin dikiş ayrıntıları ve bağlantı parçalarıyla da tek tek ilgileniyoruz. Üreticinin kısa sürede hazırladığı bir parça, bizim atölyemizde birkaç saatlik emeğe dönüşebiliyor.

Barayda: Üretici hem bizim sınırlarımızı hem de ürünün sınırını belirliyor. Biz onun yöntemini zorluyoruz, o da tasarımın gerçekte nasıl yapılabileceğini gösteriyor. Son biçim bir pazarlıkla ortaya çıkıyor. İstanbul’daki yaratıcı arkadaş çevremiz de bu ağın parçası; farklı alanlarda çalışan arkadaşlarımızdan sürekli fikir ve üretici önerisi alıyoruz.

CC: Birlikte yaptığınız ilk kapsamlı iş neydi?

Lara: Okul projelerini saymazsak, Pley çatısı altındaki ilk büyük işlerden biri KAÇUV için tasarladığımız çevrimiçi yaratıcılık atölyesiydi. Pandemi döneminde bir şirketin 60 çalışanı için 60 farklı ahşap form, boya malzemeleri ve yaratıcılık yönergeleri içeren kutular hazırladık. Katılımcılar önce formdan bir karakter oluşturdu; yaşadığı dünyayı, alışkanlıklarını ve hikâyesini düşündü.

Ardından bu karakterler KAÇUV’daki çocuklara ulaştı. Çocuklar da onlar için evler ve dünyalar tasarladı. Böylece çalışma iki aşamalı, farklı grupların birbirinin üretimini devam ettirdiği bir oyuna dönüştü. Altmış farklı kutu hazırlamak çok yorucuydu ama hepsini gönderdiğimiz günü unutamıyorum.

CC: Üretime başlarken kullandığınız oyunlar ve ritüeller var mı?

Lara: İlk dönemlerde her sabah atölyeye bir yaratıcılık egzersiziyle başlıyorduk. Örneğin kâğıda 30 daire çizip her birini elma, pizza ya da gezegen gibi farklı bir şeye dönüştürüyorduk. Bazen bir konu hakkındaki en kötü ve en absürt fikirleri yazıyor, bazen rastgele iki nesneyi birleştirerek yeni bir ürün düşünüyorduk.

Bu egzersizler fikir üretirken rahatlamayı ve ilk akla gelen “doğru” cevaba tutunmamayı sağlıyor. Stajyerlerle çalışırken de sürdürmeye gayret ediyoruz. Bugün her sabah yapamasak da Pley’in temel ritüeli değişmedi: Çalışmaya bir oyunla başlamak.

CC: Zorlandığınız dönemlerde birbirinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Lara: İkimizin de düştüğü zamanlar oluyor. O durumda biraz daha iyi hisseden, diğerini kaldırıyor. “Bu da sürecin bir parçası” diye konuşurken yalnızca karşımızdakini değil, kendimizi de motive ediyoruz. Ben ilk hareketi başlatmada daha etkinim; süreç yavaşladığında yeniden ivme kazandıran kişi çoğunlukla Barayda oluyor.

Yüksek lisans tezimi yazarken aynı anda akademik işlerimi ve Pley’i yürütmekte çok zorlanmıştım. Bir süre stüdyoyu tamamen rafa kaldırdığımı düşündüm. Tez bittikten sonra da geri dönemedim. Barayda, Pley’in doğrusal ilerlemek zorunda olmadığını hatırlattı ve yeniden başlamam için beni gerçekten harekete geçirdi.

Barayda: Başlangıçta biraz isteksiz görünsem bile işe odaklandıktan sonra enerjim yükseliyor ve hızlanıyorum. Lara beni başlatıyor, ben de yavaşladığımızda yeniden itiyorum. Bu da aramızdaki görünmez iş bölümlerinden biri.

CC: Bir ürünün bittiğine nasıl karar veriyorsunuz?

Barayda: Bazen diğerini ürünün bittiğine kim ikna ederse onun dediği oluyor. Bir forma sonsuza kadar yeni alternatif çizebilirsiniz. Bir noktada durmanız gerekiyor. Teslim tarihleri sıkıcı görünse de bizim gibi zihinlere iyi geliyor; ürünü atölyeden çıkmaya zorluyor.

Lara: Tasarım gerçekten hiç bitmeyen bir süreç. Üretim başladığında çizimde karar verdiğiniz şey yine değişebiliyor. Ardından zımparanın, boyanın ve cilanın ne zaman yeterli olduğuna karar vermek gerekiyor; her yüzey biraz daha kusursuz olabilir. Bazen birbirimizin, bazen de dışarıdan güvendiğimiz birinin “Artık dur” demesine ihtiyaç duyuyoruz.

CC: Hem hayatı hem üretimi paylaşmak ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Lara: Bir dönem evde, okulda, stüdyoda ve arkadaş çevremizde sürekli beraberdik. İşteki gerilim eve taşınıyor, teslim yaklaşınca çalışma saatinin sınırı kalmıyordu. Başlangıçta kişisel hayatla işi ayırmakta çok zorlandık. Zaman içinde sınır çizmeyi öğrendik; çalışma düzenlerimizin değişmesi de bize biraz mesafe kazandırdı.

Barayda: En büyük zorluklardan biri, birimizin çalışmaya hazır olduğu anla diğerinin hazır olduğu anın uyuşmaması. Aynı yerde yaşayınca bir mesajı görmezden gelir gibi konudan uzaklaşamıyorsunuz. Birbirimizin ritmini tanıdıkça ne zaman beklememiz, ne zaman harekete geçirmemiz gerektiğini öğrendik.

Lara: Kurumsal bir çalışma düzenini taklit etmeyi de denedik; her sabah aynı saatte başlamak ve düzenli toplantılar yapmak bize yapay geldi. Bizim yaratıcı sürecimiz daha organik. Pley’i iş deneyimimiz olmadan kurduk ve çok kez “Olmaz” dendiğini duyduk. Buna rağmen bir şeyler oldu. Başlangıçtaki hayalin aynısı olmadı ama yaşayan, bizimle değişen başka bir şeye dönüştü.

CC: Pley’in bu doğrusal olmayan gelişimine bugün nasıl bakıyorsunuz?

Barayda: İkimiz de başka işlerde çalışıyoruz; Pley henüz tek geçim kaynağımız değil. Eskiden buna yalnızca başarı ya da başarısızlık üzerinden bakabiliyordum. Şimdi her şeyin bir anda büyümek zorunda olmadığını daha iyi görüyorum. Binlerce ürün satacak üretim kapasitemiz zaten yoktu. Bu süreç bize düşünme biçimleri, ilişkiler ve deneyim kazandırdı.

Lara: Karşımıza çıkan mekânı, üretim imkânlarını ve çevremizin desteğini kullanabildiğimiz için şanslıyız. Zaman zaman daha fazlasını yapabilir miydik diye düşünüyoruz ama Pley’in bir pişme süresi vardı. Tasarımcı hocalarımızın akademiyle kendi pratiklerini birlikte yürüttüğünü görmek ve kendi işlerini kuran arkadaşlarımızla dayanışmak bize hep cesaret verdi.

Pandemi döneminde okuldan arkadaşlarımızla “Yangın Merdiveni” adını verdiğimiz çevrimiçi buluşmalar yapıyorduk. Her hafta işlerimizi eleştiriyor, üretici önerileri paylaşıyor ve birbirimize moral veriyorduk. Yalnız olmadığını bilmek bile üretmeye devam etmeyi kolaylaştırıyor. Pley bugün yalnızca bizim emeğimizden değil, içinde bulunduğumuz bu yaratıcı topluluğun katkılarından da oluşuyor.