Podcast

Dinle

Postane: Bir Bina Arkeolojisi

[Liana Kuyumcuyan ve Murat Tülek]

Liana Kuyumcuyan ve Murat Tülek, Postane: Bir Bina Arkeolojisi’nde Galata’daki eski İngiliz Postanesi’nin 165 yıllık geçmişini arşiv belgeleri, sözlü tarih görüşmeleri ve tesadüfi karşılaşmalarla yeniden kuruyor. İki yazarla bir binadan bütün bir kenti okumayı, ortak yazarlığın “detay ile bütün” arasındaki dengesini ve mekânın hatırlama gücünü konuşuyoruz.

Bir binanın tarihi yalnızca mimari özelliklerinden, yapım tarihinden ya da tanınmış sahiplerinden mi oluşur? İçinde çalışanların, yaşayanların, gündelik hayatını sürdürenlerin ve oradan gelip geçenlerin hikâyeleri de yapının bir parçası olabilir mi? Liana Kuyumcuyan ve Murat Tülek’in hazırladığı Postane: Bir Bina Arkeolojisi, bu soruların peşinden gidiyor.

Galata’da 1859’da İngiliz Postanesi olarak inşa edilen yapı, zaman içinde okul, apartman, marangozhane, farklı dükkânlar ve bir film yapım şirketi gibi pek çok işleve ev sahipliği yaptı. 2021’de sosyal ve çevresel etki odaklı bir merkez olarak yeniden açıldı. “Bir Binada Kozmopolit Kenti Aramak” adlı araştırmadan doğan kitap, yapının katmanlarını İstanbul ve Beyoğlu’nun sosyal dönüşümleriyle birlikte ele alıyor. Arşivlerde başlayan çalışma, Postane’nin kapıları açıldıkça eski sakinlerin ve onların yakınlarının kendiliğinden binaya gelmesiyle yaşayan bir hafıza projesine dönüşüyor.

CC: Önce sizi ve çalışma alanlarınızı tanıyabilir miyiz?

Murat: Şehir planlama eğitimi aldım; şehir plancısı ve kent araştırmacısıyım. Uzun zamandır farklı üniversite ve araştırma merkezlerinde çalışıyorum. Kent tarihi, kartografya tarihi ve haritalama temel ilgi alanlarım arasında. Bu projeye de bir yapının izlerini kentsel bağlam içinde okuma merakıyla başladım.

Liana: Tasarımcıyım. Tasarım alanında çalışmaya başlamadan önce bir süre araştırmacılık yaptım; şu anda doktora çalışmamı sürdürüyorum. Akademide araştırdığım konular tasarım pratiğimi de besliyor. Postane’de çalıştığım dönemde arşiv araştırmasına ve yazmaya duyduğum ilgi daha da gelişti. Bu kitap iki alanı buluşturduğum önemli bir çalışma oldu.

CC: Postane: Bir Bina Arkeolojisi fikri nasıl ortaya çıktı?

Murat: Bina Ormanlar ailesinden devralındıktan sonra, henüz yeni işleviyle açılmadan önce Yaşar Adanalı ile tarihini konuşmaya başlamıştık. Ben yakında oturduğum için önünden sık sık geçiyor ve çalışmaların nasıl ilerlediğini soruyordum. Yapının tarihî bir miras olduğunu biliyorduk fakat hakkında yapılmış araştırma oldukça sınırlıydı. Bazı dönemlere ilişkin ciddi boşluklar vardı. Önce basit bir kronoloji hazırlamak ve yapının tarihini ana hatlarıyla ortaya çıkarmak istedik. Araştırma zamanla derinleşti; Postane açıldıktan sonra Liana da sürece katıldı.

Liana: Yaşar binayı devraldığı dönemde burada çalışmaya başladım. Kafe, kütüphane, ortak çalışma alanı ve podcast stüdyosu gibi farklı işlevlerin kurulma sürecinde birlikteydik. Aynı zamanda bu programları destekleyecek projeler geliştiriyorduk. Kitap fikri de bu dönemde yazdığımız projelerden birinin içinde yer aldı. Murat tarih araştırmasına başlamıştı; ben daha sonra dahil oldum. Başlangıçta kendimi kitabın yazarlarından biri olarak düşünmüyordum.

Murat: Araştırma yalnızca kitapla sınırlı kalmadı. Postane’nin ve Galata’nın hafızasını besleyen sekiz-dokuz konuşma düzenledik. Araştırmada bulduklarımızı insanlarla paylaştıkça yeni anlatılar ve bağlantılar ortaya çıktı.

Postane: Bir Bina Arkeolojisi kitabı
Arşiv görselleri içeren açık kitap sayfaları

CC: İlk kez araştırma için bir araya geldiğiniz anı hatırlıyor musunuz?

Liana: Murat’ın bulduğu her şeyi yerleştirdiği, zaman çizelgesine benzeyen büyük bir dijital pano hazırladığını hatırlıyorum. Eski tapu kayıtlarında adı geçen kişileri telefon rehberlerinden bulmuştu. Daha önce arşiv araştırması yapmadığım için bu benim açımdan çok şaşırtıcıydı. Arşiv insanı güçlü biçimde içine çeken bir yer; bir ismin peşinden giderken başka bir hikâyeye ulaşıyorsunuz.

İlk proje metninde, Postane açıldığında mahalleden insanların da katılabileceği etkinlikler düzenlemeyi ve kitabın bu etkinliklerden doğmasını düşünmüştük. Çalışmanın bu kadar derin bir arşiv ve sözlü tarih araştırmasına dönüşeceğini öngörmemiştik. Bina açıldıkça araştırmanın ölçeği de değişti.

CC: Yazım sürecinde görevleri nasıl paylaştınız?

Murat: Başlangıçta “Sen şu bölümü, ben bu bölümü yazacağım” gibi kesin bir ayrım yapmadık. Kitabın bölümlerinde farklı kaynak ve yöntemler kullandık. Önce elimizdeki malzemeyi masaya döktük ve yazmaya başladık; asıl çalışma tekrar tekrar yazmak ve kurguyu yenilemekti. Kitabın bütün yapısını dört-beş kez değiştirmiş olabiliriz.

Liana: İlk aşamada arşivde karşımıza çıkan olayları ve kişileri tek tek yazıyorduk. Her birimiz en çok ilgimizi çeken yerden başladı. Ardından benim yazdığım bölümü Murat, Murat’ın yazdığını ben yeniden ele aldım. Çevrimiçi çalışırken aynı cümlelere eşzamanlı müdahale ettiğimiz bile oluyordu. Bir süre sonra kimin ne yazdığı birbirine karıştı.

Elimizde yayımlanan metnin neredeyse iki katı kadar malzeme vardı. Yazdıkça kitabın asıl bağlamını daha iyi gördük. Araştırmanın içinde tek bir ayrıntı çok önemli görünebiliyor; bütüne baktığınızda ise o parçanın ağırlığı değişiyor. Bazı bölümleri kısalttık, bazılarını yerinden oynattık. Ortak yazarlığın yanında birbirimizin editörü gibi de çalıştık.

CC: Kitabın temel anlatısı bu süreçte nasıl şekillendi?

Liana: Arşivde ve sözlü tarih görüşmelerinde karşılaştığımız olayların İstanbul, Beyoğlu ve Galata’nın tarihiyle paralel ilerlediğini fark ettik. Bölümlerin başına, söz konusu dönemde İstanbul’da neler olduğunu anlatan girişler ekledik. Politik ve sosyal koşulları, nüfus hareketlerini ve kentin dönüşümünü binadaki hayatlarla birlikte düşünmeye başladık. Böylece Postane’den geçen kişilerin kentin hangi olaylarına temas ettiğini ve tek bir yapıdan İstanbul’a dair neler söyleyebileceğimizi gösteren bir anlatı oluştu.

Murat: Projenin ilk adı “Bir Binada Kozmopolit Kenti Aramak”tı. En başından beri herhangi bir bina üzerinden Beyoğlu’nun tarihinin okunup okunamayacağını soruyorduk. Postane’nin geçmişinin kentteki dönüşümlerle büyük ölçüde paralel ilerlediğini gördük. Yapının teknik ve mimari özelliklerine odaklanan klasik bir monografi hazırlamak istemedik. Amacımız binanın hafızasını ortaya çıkarmak ve bugünkü Postane’nin geleceğinin bu geçmişle nasıl ilişki kurabileceğini düşünmekti.

CC: Postane’nin yaşayan bir mekân olması araştırmayı nasıl etkiledi?

Murat: En önemli unsur, Postane’nin kendi tarihini merak eden bir kurum olmasıydı. Buradaki paydaşlar ve çalışanlar araştırmaya ilgi gösterdi. Geldiğimiz noktayı hem kamuya açık buluşmalarda hem de ekip içi sunumlarda paylaştık. Öğle yemeklerinde bile bulduğumuz kişileri ve hikâyeleri konuşuyorduk. Bir süre sonra herkes tapu kayıtlarından ve telefon rehberlerinden çıkardığımız isimleri tanır hâle geldi.

Binanın dışarıya açık olması, araştırmanın özgün kaynaklarından birini yarattı. Bizim ulaşamadığımız insanlar kendileri Postane’ye gelmeye başladı. Eski sahiplerin yakınlarından biri, bir gün tesadüfen açık kapıyı görüp içeri girdi. Ekip onu tanıdı, iletişim bilgilerini aldı ve böylece binanın uzun bir dönemine ilişkin sözlü tarih görüşmelerinin yolu açıldı.

Liana: İlk sunumlarımızdan birini gören, 1980’lerde burada yaşamış bir aile bize sosyal medya üzerinden ulaştı. Kitap neredeyse bitmek üzereyken, yıllarca bugünkü kafenin bulunduğu yerde marangozluk yapan kişinin oğlu Postane’ye geldi. Babasının eski dükkânına daha önce giremiyormuş; binayı açık görünce içeri girmiş. Onunla sözlü tarih görüşmesi yaptık ve aile fotoğraflarıyla marangozhaneye ilişkin belgelere ulaştık. Araştırdığımız insanların bir anda kapıdan girmesi, mekânın hafızayı nasıl harekete geçirdiğini çok somut biçimde gösterdi.

CC: Araştırmada hangi kaynaklardan yararlandınız?

Murat: Kaynaklar bölümlere göre değişti. Türkiye’de Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerini, İngiltere’deki The Postal Museum’ın arşivini kullandık. Yapının inşa edildiği döneme ve mimarına ilişkin belgeler için başka kurumlara da başvurduk. Kitaplar, gazeteler, mektuplar, tapu kayıtları, eski telefon rehberleri ve ticaret yıllıkları araştırmanın parçalarıydı.

Annuaire Oriental yıllıkları özellikle önemliydi; İstanbul’daki kurumlar, işletmeler ve kişiler hakkında ayrıntılı bilgiler içeriyor. İngiliz Postanesi’nde çalışanların adlarına bu yıllıklardan ulaşabildik. İngiltere’deki müze ekibi de bu bulgularla ilgilendi, çünkü bazı çalışanlara ilişkin bilgiler kendi arşivlerinde bulunmuyordu. Yazılı kaynakların bıraktığı boşlukları ise sözlü tarih görüşmeleri, aile fotoğrafları ve kişisel belgeler tamamladı.

Duvardaki çerçeveli bir belgeyi telefonla tarayan ziyaretçi
Bina planlarının yer aldığı broşürü tutan eller

CC: Karşılaştığınız hikâyeler arasında sizi en çok şaşırtan neydi?

Liana: Yaklaşık 165 yıllık bir tarihin içinde gündelik hayattan politik olaylara kadar çok farklı malzemelerle karşılaşıyorsunuz. Eski mektuplar insanların birbirleriyle nasıl konuştuğunu ve dönemin atmosferini hissettiriyor. Kendi aramızda bazen “Yüz yıllık dedikodularla uğraşıyoruz” diyorduk. İngiliz gazetelerinde İstanbul’a ve buradaki ticari, sosyal ve politik ilişkilere ne kadar geniş yer verildiğini görmek beni şaşırttı.

Murat: Farklı arşivleri karşılaştırınca belgeler arasındaki tutarsızlıkları da görebiliyorsunuz. Yapının kullanımı, vergileri ya da burada yaşayan kişiler hakkında bir belgede yer almayan bilgi başka bir kaynakta karşınıza çıkıyor. İngiliz Postanesi’nde çalışan iki İstanbullu Ermeni’nin 1896’daki şiddet olaylarında öldürülmesi ve ailelerinin destek arayışı gibi ağır hikâyelere de ulaştık. Bütün bu ayrıntıları dönemin kentsel ve politik bağlamına yerleştirmek araştırmanın en zor ve etkileyici taraflarından biriydi.

CC: Kitabın nasıl bir yayın olacağına karar verirken sizi zorlayan meseleler nelerdi?

Murat: En çok kitabın türü üzerine düşündüm. Bina monografileri çoğunlukla mimarlık tarihi perspektifinden yazılıyor; yapının mimari değerine ya da geçmişindeki tanınmış kişilere odaklanıyor. Biz binanın hafızasını, burada yaşamış ve çalışmış sıradan insanlarla birlikte anlatmak istedik. Bunun kurgusuna ilişkin çok fazla örnek olmadığı için kendi yöntemimizi geliştirmemiz gerekti.

Liana: Akademik bir kitap hazırlamıyorduk ama kullandığımız kavramlarda dikkatli olmalıydık. Yapı önce İngiltere’ye aitken burada Ermeni çalışanlar vardı; daha sonra apartmana dönüştüğünde Yahudi bir aile tarafından satın alındı, alt katında Rum bir marangoz çalıştı. “Yabancı”, “yerli” ya da “kozmopolit” gibi kavramların bu karmaşık ilişkileri nasıl tarif edebileceğini sorguladık. İngilizler Osmanlı tebaası değildi ama Galata’nın sosyal ve politik ağlarını güçlü biçimde şekillendirmişlerdi. Bu katmanları sadeleştirmeden, erişilebilir bir dille aktarabilmek önemliydi.

CC: Ortak yazarlık birbirinizin çalışma biçimini nasıl dönüştürdü?

Liana: Daha önce arşiv çalışması yapmadığım için Murat’ın araştırma tekniklerinden çok şey öğrendim. Eski yıllıklara, telefon rehberlerine, gazete ve müze arşivlerine nasıl bakılacağını; küçük bir ipucundan bir kişiye ya da olaya nasıl ulaşılabileceğini gördüm. Akademik bir araştırma geçmişim olmasına rağmen bu pratik yöntemler benim için tamamen yeniydi.

Murat: Ben ayrıntıların içine dalıp kaybolmaya çok müsaitim. Liana ise daha hızlı çalışıyor ve bütünü toparlıyor. Bana kalsaydı bu araştırmayı çok daha uzun süre devam ettirebilir, kitabı bitiremeyebilirdim. Liana’nın malzemeyi olgunlaştırıp son hâline getirme biçimi benim için çok öğreticiydi.

Liana: Murat detaycı, ben daha genel bakıyorum. O ayrıntıları derinleştirirken ben bütünü kurdum; sonra rollerimiz değişti ve birbirimizin alanına girdik. Bu ölçek farkı bir fikir ayrılığı yaratmak yerine tamamlayıcı oldu. Metinler ve görseller zamanla gerçekten ortak bir üretime dönüştü.

CC: Kitabın görsel tasarımı araştırmanın katmanlarını nasıl yansıtıyor?

Murat: Kitabı Ada Tuncer tasarladı. Araştırmayı başından beri takip ettiği ve bulgularımızı dinlediği için tasarım sürece dışarıdan eklenen bir katman olmadı. Kapaktaki pencere soyutlamaları binanın farklı dönemlerine işaret ediyor: postane, okul, apartman, sinema şirketi ve bugünkü Postane. Böylece binanın katmanlı tarihi tek bir görsel sistemde buluşuyor.

Liana: İçeride gazete ve arşiv alıntıları, sözlü tarih görüşmeleri, kendi metinlerimiz, çeviri belgeler, görseller ve bilgi kutuları var. Ada bu farklı malzemeleri yazı karakterleri, kalınlıklar ve ölçeklerle birbirinden ayıran dinamik bir düzen kurdu. Ana anlatıyı kesmeden daha ayrıntıya girebildiğimiz bilgi kutuları da bizim gibi araştırmanın fazlalıklarından vazgeçmekte zorlanan yazarlar için iyi bir alan açtı.

Murat: Kitabın sonunda, metinde adı geçen Galata’daki yerleri gösteren bir indeks haritası da bulunuyor. Harita, binanın çevresindeki daha geniş ilişki ağını görünür kılıyor.

CC: Kitap yayımlandığında araştırmanın tamamlandığını hissettiniz mi?

Liana: Bir süre hiç bitmeyecek gibi gelmişti. Lansmanda sözlü tarih için görüştüğümüz insanların çoğunun Postane’ye gelmesi ve kitabı onlarla paylaşmak çok değerliydi. Aile büyüklerinin hikâyelerini ve fotoğraflarını kitapta görenler araştırmayı sahiplendi. Çalışmanın onlara geri dönmesi, bizim için gerçek bir tamamlanma duygusu yarattı.

Murat: Yine de araştırma bütünüyle bitmiş değil. Kitap yayımlandıktan sonra da yeni bilgiler ulaştı. Yapı farklı dönemlerde postane, okul, apartman, dükkân, atölye ve sinema şirketi olduğu için çok sayıda insanın hayatına temas etmiş. Yeni baskılar olursa bazı bulgular eklenebilir.

Bu çalışma eski sakinlerin binaya duyduğu aidiyeti de güçlendirdi. Görüştüğümüz kişiler arkadaşlarını getirip yapıyı gezdirmeye, terasında vakit geçirmeye başladı. Postane, geçmişi anlatılan bir nesne olmanın yanında yeniden kullandıkları bir mekâna dönüştü. Bizim için en anlamlı sonuçlardan biri bu.

CC: Okurların kitaptan nasıl bir düşünceyle ayrılmasını istersiniz?

Liana: Yaşadığımız ve her gün geçtiğimiz yerlere biraz daha dikkatle bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Mekân, aidiyet hissini kuvvetlendiriyor ve hafızayı harekete geçiriyor. Bir insanla herhangi bir yerde konuşmakla, geçmişine dokunan bir yapının içinde görüşmek aynı sonucu vermiyor. Postane’de yapılan sözlü tarih görüşmelerinde mekânın hatırlamayı nasıl değiştirdiğini gördük. Kitabın, okuru kendi hayatındaki yerlerin karakterini nasıl etkilediğini düşünmeye çağırmasını isterim.

Murat: Okurlar klasik bir bina tarihiyle karşılaşmayacak. Yapıyı mimari bir nesne olarak sınırlamayan, onu Galata ve İstanbul’un dönüşümü içinde ele alan bir hafıza çalışması okuyacaklar. Araştırmaya Postane ve çevresiyle ilgili konuşmalar, podcast’ler ve yakınlardaki bağlantılı yapılar üzerinden devam etmek istiyoruz. Bir binadan başlayan hikâyenin daha geniş bir kent anlatısına açılacak çok yolu var.