PostOfis
[Ufuk Barış Mutlu ve Serçin Çabuk]
Serçin Çabuk ve Ufuk Barış Mutlu’nun kurduğu PostOfis, yayın tasarımından marka kimliğine, web sitelerinden görsel anlatılara uzanan işlerinde iki farklı çalışma ritmini bir araya getiriyor. İkiliyle bir sergide başlayan tanışıklıklarını, tasarımda duyguyla sistemin buluşmasını ve birlikte üretirken birbirlerine açtıkları alanı konuşuyoruz.
Birlikte çalışmak, yalnızca görevleri paylaşmak anlamına gelmiyor. Aynı işin içinde iki ayrı sezgiye, tempoya ve düşünme biçimine yer açmayı da gerektiriyor. PostOfis’in kurucu ortakları Serçin Çabuk ve Ufuk Barış Mutlu’nun hikâyesi, bu farklılıkların bir tasarım pratiğini nasıl besleyebileceğine dair canlı bir örnek sunuyor.
2021’de hayali konser afişlerinin yer aldığı bir sergide tanışan ikili, önce birbirlerinin işlerine ve mizahına yakınlık duydu. Ardından kişisel üretimlerini paylaştılar, beraber projeler üstlendiler ve 2023’te PostOfis’i kurdular. Serçin’in malzemeyi çoğaltan, hızlı ve sezgisel yaklaşımıyla Barış’ın yapı kuran, riskleri gözeten ve sistemi tarifleyen çalışma biçimi bugün stüdyonun ortak dilini oluşturuyor.
CC: Önce sizi ve PostOfis’i tanıyalım. Tasarımla ilişkiniz nasıl başladı?
Serçin: Sabancı Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nden 2016’da mezun oldum. Ardından farklı tasarım ofislerinde ve yayıncılık alanında çalıştım. Yayın tasarımı ile kolaj üzerine eğitimler veriyorum; aynı zamanda dijital kolaj üretiyorum. PostOfis’in içinde de bu farklı deneyimlerimi bir araya getiriyorum. Duygusal ve hızlı çalışan biriyim. Bir işe başladığımda malzemeleri toplamak, ihtimalleri çoğaltmak ve ilk hareketi yaratmak beni heyecanlandırıyor.
Barış: Ben de Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Çocukluğumdan beri elle ve fiziksel malzemelerle üretmeye yakınım; kil, ahşap, analog fotoğraf ya da tarayıcı gibi araçlar tasarımla kurduğum ilişkinin hep bir parçası oldu. Tasarımın fiziksel bir çıktıya dönüşmesi beni hâlâ çok tatmin ediyor. Mezuniyetten sonra sanat üretimi ve sergilerle ilgilendim, ardından Atölye’de çalışmaya başladım. Küçük bir ekibin içinde müşteri görüşmelerinden bütçe hazırlamaya kadar sürecin birçok tarafını görmek, işin sistemini erken öğrenmemi sağladı. Marka kimliği tasarımını da farklı mecraları bir araya getirebildiği için sevdim. Bir logo ile başlayan iş; basılı malzemeye, fotoğrafa, videoya ya da mekâna uzanabiliyor. Daha sonra bağımsız çalıştım ve kendi stüdyomu kurdum. PostOfis ise Serçin’le kurduğum ilk tam ortaklık.
CC: Birbirinizle nasıl tanıştınız? Ortak üretime giden yol nerede başladı?
Serçin: 2021’de Mamut Art Project ile HOOD Base’in düzenlediği, tasarımcı ve sanatçıların hayali konser afişleri ürettiği Dream Gigs Illustrated sergisinde ikimizin de işi vardı. Ortak bir arkadaşımız “Siz çok iyi anlaşırsınız” diyerek bizi tanıştırdı. Önce arkadaş olarak bir araya geldik. Bir yandan başkalarının işlerine bakıp konuşurken bir yandan da mizahımızın tuttuğunu fark ettik. Mizah, aramızdaki ilişkinin en önemli parçalarından biri oldu. Serginin ardından işlerimizi birbirimize verdik; Barış’ın afişi benim evimde, benimki de onun evinde asılı kaldı.
Barış: Tanıştığımız serginin yapısı da bizi iyi anlatıyor. İçinde müzik, kurmaca bir dünya ve görsel tasarım vardı. Bir sanatçı, mekân ve tarih seçip hiç gerçekleşmemiş bir konser için afiş hazırlıyorduk. Yani ikimizin de sevdiği farklı alanlar aynı işte buluşuyordu. Daha sonra bu buluşma hayatımızda da devam etti.


CC: Tanışıklığınız nasıl bir tasarım ortaklığına dönüştü?
Serçin: O sırada tam zamanlı çalışıyordum. Barış, bağımsız çalışmaya geçmem konusunda beni cesaretlendirdi. Önce haftanın belli günleri çalıştığım bir düzene geçtim; kalan zamanda kendi işlerime ve birlikte yapabileceğimiz projelere alan açtım. Geçiş bir anda olmadı. Kendi işlerimizi azaltıp ortak işleri çoğaltarak hem zihinsel hem de pratik olarak ortaklığa hazırlandık.
Barış: Birlikte yaptığımız ilk büyük projelerden biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi içindi. O projede tamamlayıcı yönlerimizi çok açık gördük. Aramızdaki iş bölümü kendiliğinden oluştu; dışarıdan bakıp “Şu kişi şunu yapmalı” diye kurduğumuz bir yapı değildi. Zaman içinde ortak üretim, ikimizin de ayrı yürüttüğü işlerden daha fazla yer kaplamaya başladı ve 2023’te PostOfis’i kurduk.
CC: PostOfis adı nereden geliyor?
Barış: İsim ararken hem başka dillerde kolay söylenebilecek hem de Türkiye’den küçük bir ayrıntı taşıyacak bir şey istiyorduk. Stockholm’de yaptığımız bir seyahatte adında “post office” geçen bir mekân gördük. “PostOfis” fikri orada aklımıza yerleşti. “Ofis”in Türkçe yazılışını korumasını sevdik. Postane fikrindeki alma, gönderme, girdi ve çıktı ilişkisi de tasarım sürecine benziyordu. Üstelik alan adı da müsaitti.
Serçin: Kimliğimizde bir güvercin karakteri var. Onu dışarıdan bir illüstratörle çalışarak oluşturduk. Bu karar bizim için önemliydi; kendi kimliğini tasarlayan bir stüdyo olarak her ayrıntıyı kontrol etmek isteyebilirdik. Başka birinin bakışına alan açınca sonucun daha iyi olduğunu gördük. PostOfis’in işleyişini de bu tarifliyor: İşbirliğinin yarattığı beklenmedik sonuçlara inanıyoruz.
CC: İki farklı çalışma biçiminiz nasıl bir araya geliyor?
Serçin: Genellikle ilk hareketi ben yaratıyorum. Araştırmayı, görsel malzemeleri ve referansları topluyor; seçenekleri çoğaltıyorum. Zamanla kuvvetli bir ilişkim var, hızlı ilerlemeyi seviyorum. Bir tasarımın insanın duygusuna dokunmasını önemsiyorum ve bazen kararımı önce sezgimle veriyorum.
Barış: Serçin bir şeyleri harekete geçirdikten sonra ben sürece girip yapıyı kuruyorum. Bilgiyi sınıflandırmak, sistemin nasıl işleyeceğini düşünmek, olası riskleri görmek ve işi farklı ölçeklerde sınamak bana daha yakın. Daha yavaş çalışıyorum; bir kararın ileride neye dönüşeceğini düşünmek istiyorum. İyi tasarımın bazı yöntemleri ve formülleri olduğuna inanıyorum. Fakat yalnız çalışsam sistemin içinde fazla kaybolabilirim. Serçin’in sezgisi ve enerjisi işi canlı tutuyor.
Serçin: Biz buna biraz “kalp ve beyin” dengesi gibi bakıyoruz. Bu, birimizin yalnızca duyguyla, diğerimizin yalnızca mantıkla hareket ettiği anlamına gelmiyor. İkimiz de düşünüyor ve hissediyoruz; sadece sürece farklı kapılardan giriyoruz. O farklılık ortak dilimizi güçlendiriyor.
CC: Görevleri nasıl paylaşıyorsunuz? Bir projenin sahibi kim oluyor?
Barış: Marka kimliği projelerinde çoğunlukla ben, yayın tasarımında ise Serçin daha fazla sorumluluk alıyor. Fakat küçük bir stüdyoyuz; müşteri iletişiminden proje yönetimine kadar birçok işi birlikte yürütüyoruz. Her projede doğal olarak bir lider beliriyor. Lider ilk yapıyı geliştiriyor, ardından diğerimiz devreye girip eleştiriyor ve birlikte ilerliyoruz.
Serçin: Aramızda “Bu fikri ben buldum” türü bir rekabet yok. İş stüdyodan çıktığında PostOfis’in işi oluyor. Ekibimizdeki ve proje bazında beraber çalıştığımız kişilerin katkılarını da aynı anlayışla görüyoruz. Önemli olan fikrin kime ait olduğundan çok, işin hep beraber nereye taşındığı.
CC: Fikir ayrılığı yaşadığınızda nasıl karar veriyorsunuz?
Barış: Tasarımda demokrasinin her zaman doğru yöntem olduğuna inanmıyorum. Müşterinin önüne A, B ve C seçeneklerini koyup oylama yapmak uzmanlığı zayıflatabiliyor. Tasarımcı olarak ihtiyacı anlamamız, bilgiyi sentezlememiz ve çalışacağına inandığımız önerileri sunmamız gerekiyor. Sırf seçenek olsun diye daha zayıf bir iş göstermemeliyiz. Sunduğumuz her alternatifin arkasında durabilmeliyiz.
Serçin: Stüdyo içindeki işbirliği ise başka bir şey. Birbirimizin eleştirisine açık olmamız gerekiyor. Bazen birimiz diğerinin görmediği noktayı görüyor. Fikir ayrılığını kazanılması gereken bir tartışma gibi ele almıyoruz; projenin neye ihtiyacı olduğunu bulmaya çalışıyoruz. Sonunda ikimizin de inanmadığı bir işi müşteriye sunmuyoruz.


CC: Hem hayatı hem işi paylaşmak çalışma ilişkinizi nasıl etkiliyor?
Serçin: Karşımızdakinin motivasyonu düştüğünde önce bunun kaynağını anlamaya çalışıyoruz. O duygu işten mi, bizden mi, yoksa dışarıdan gelen bir şeyden mi kaynaklanıyor? Konuşuyor, sarılıyor, gerekirse birbirimize alan tanıyoruz. “Bugün çalışma” diyebilmek de desteğin bir parçası.
Barış: Romantik ilişkimizle iş ilişkimiz iç içe geçtiği için sınırları bilinçli kurmamız gerekiyor. Hafta sonları mümkün olduğunca iş konuşmamaya çalışıyoruz; her zaman başarabilmek kolay değil. Bazen aynı evde olsak bile bir iş meselesini konuşmak için birbirimizden randevu istiyoruz. Böylece diğerinin odağını bölmeden, o konuşmaya gerçekten zaman ayırabiliyoruz.
CC: Stüdyodaki iletişimi ve günlük düzeni nasıl kuruyorsunuz?
Barış: Haftalık toplantılar yapıyoruz. Ekip ve proje büyüdüğünde proje yönetim araçlarından yararlanıyoruz; daha küçük işlerde ise gereksiz bir sistem yükü yaratmamaya çalışıyoruz. E-posta ve telefon temel iletişim araçlarımız. Acil durumlar dışında mesaj gruplarını sınırlamak istiyoruz, çünkü işin her an gündelik hayatın içine sızmasını istemiyoruz.
Serçin: Birlikte çalışmak, sürekli aynı anda ve aynı şekilde çalışmak demek değil. Bazen birimizin işi hazırlaması, diğerinin daha sonra bakması daha verimli oluyor. Hem ortak ritmi hem de kişisel odak alanlarımızı korumaya çalışıyoruz.
CC: Üretime başlarken kişisel ritüelleriniz var mı?
Barış: Önce dijital çalışma alanını kuruyorum: Proje klasörünü açıyor, malzemeleri yerleştiriyor, notları tek bir belgede topluyorum. Gün sonunda masamı temizlemeyi de seviyorum. Zihnimde bir arazi varmış gibi düşünüp o günün en önemli işine bir parça ayırıyorum. Odak bittiğinde ise zorlayarak devam etmek yerine durmayı tercih ediyorum.
Serçin: Benim sürecim kolaj yapmaya benziyor. Referansları, görüntüleri ve çağrışımları topluyorum; önce malzemenin çoğalmasına izin veriyorum. Rastlantının ve yan yana gelince başka bir anlam kazanan parçaların peşinden gidiyorum. Barış’ın klasörleri çok düzenlidir; benim indirmeler klasörüm daha çok bir malzeme yığınına benzer. Fakat o dağınıklığın içinden bazen hiç planlamadığım bir ilişki çıkar.
CC: Bir işin bittiğini nasıl anlıyorsunuz?
Serçin: İnanmadığımız bir işi göstermiyoruz. Bir noktada tasarımın ihtiyacı olan bütün parçaların yerini bulduğunu hissediyoruz. Deneyim arttıkça o noktayı tanımak kolaylaşıyor.
Barış: Teslim tarihi, sözleşme ve revizyon sınırları da sürecin önemli parçaları. Tasarım sonsuza kadar değiştirilebilir; bu yüzden hem sezgisel hem de profesyonel bir bitiş ölçüsüne ihtiyaç var. Bazen durmayı bilmek de tasarım kararının kendisi.
CC: PostOfis dışında sürdürdüğünüz kişisel üretimler ortaklığınızı nasıl besliyor?
Serçin: Kendi adımla kolaj üretmeye ve müzik projeleri için kapaklar tasarlamaya devam ediyorum. O alan, beklentiden bağımsız deney yapabildiğim ve dinlenebildiğim bir yer. Kendi başıma öğrendiklerim daha sonra PostOfis’teki işlere de taşınıyor.
Barış: Ben de daha önce kurduğum ilişkiler üzerinden ürün tasarımı ve sanat projeleri yapıyorum. Bunları haftanın “cumartesi günü” gibi görüyoruz. Ortak üretimden uzaklaşmak için değil, merakı canlı tutmak için kişisel alanlara ihtiyaç duyuyoruz. PostOfis’te ise bir işin en az iki kişinin bakışından geçmesini önemsiyoruz.
CC: Gelecekte nasıl bir PostOfis hayal ediyorsunuz?
Serçin: Birbirine saygı duyan bir çalışma kültürü ve uzmanlığımıza güvenen müşterilerle sürdürülebilir ilişkiler kurmak istiyoruz. Küçük ama düzenli bir ekiple, farklı disiplinlerden insanlarla çalışmaya devam etmek bize iyi geliyor.
Barış: Fiziksel bir ofisin yarattığı birlikteliği seviyorum; öte yandan seyahat etmek ve başka yerlerde çalışmak bakışımızı değiştiriyor. İstanbul’daki köklerimizi korurken farklı ülkelerde iş üretebilen, hareketli ve esnek bir stüdyo olmak istiyoruz. Seyahatlerde gündelik alışkanlıklardan uzaklaşınca daha büyük kararları konuşabildiğimizi fark ettik. PostOfis’in de yerle bağını kaybetmeden dünyaya daha fazla açılmasını hayal ediyoruz.