Podcast

Dinle

Salon Alper Derinboğaz × Reflect Studio

[Alper Derinboğaz ve Ece Altunmaral]

Reflect Studio ile Salon’un bir ofis projesiyle başlayan işbirliği, mağazalara, yayın tasarımına ve giyilebilir bir koleksiyona uzandı. Reflect Studio kurucu ortağı Ece Altunmaral ve Salon’un kurucusu Alper Derinboğaz ile karşılıklı güveni, deneysel malzemeleri ve alışveriş mekânını katılıma açan tasarım anlayışlarını konuşuyoruz.

Uzun soluklu işbirliklerinde tarafların rolleri sabit kalmak zorunda değil. Bazen işveren tasarımcıya, tasarımcı da işverene dönüşebiliyor; bir projede geliştirilen fikir başka bir ölçekte yeni bir üretimin başlangıcı olabiliyor. Reflect Studio ile mimarlık pratiği Salon’un ilişkisi, bu karşılıklı dönüşümün farklı örneklerini barındırıyor.

İki ekibin yolları Reflect Studio’nun büyüyen ekibi için yeni bir çalışma alanı aradığı dönemde kesişti. Salon’un tasarladığı merkez ofisini, 2022’de açılan mağazalar ve İstanbul Modern’deki özel alan izledi. Salon’un mimarlık araştırmalarını bir araya getiren Geospaces kitabının tasarımını ise Reflect Studio üstlendi; kitap daha sonra aynı adı taşıyan bir koleksiyona dönüştü. Böylece mimarlık, yayın tasarımı, giyim ve perakende deneyimi arasında çift yönlü bir alışveriş oluştu.

CC: Önce sizi ve çalışmalarınızı tanıyabilir miyiz?

Ece: Reflect Studio’nun kurucu ortaklarındanım ve daha çok pazarlama tarafıyla ilgileniyorum. Reflect Studio, 2016’da kuruldu. Bugün hem kurumlar ve topluluklar için ürün koleksiyonları geliştiren bir merch şirketi hem de kendi koleksiyonlarını üreten bir tasarım stüdyosu ve mağaza. İşbirliği, kurulduğumuz günden beri iş modelimizin merkezinde yer alıyor.

Alper: Salon’un kurucusuyum. İstanbul ve New York merkezli bir mimarlık pratiğiyiz; kültürel ve kurumsal projelerin yanı sıra iç mekân, sanat ve araştırma alanlarında çalışıyoruz. Ben aynı zamanda İTÜ ve Pratt gibi kurumlarda akademik çalışmalar yürütüyorum. Salon’u sevdiğimiz işleri, sevdiğimiz insanlarla birlikte üretme düşüncesiyle kurduk. Bu nedenle farklı disiplinlerle çalışmak başından beri pratiğimizin bir parçası.

CC: Yollarınız nasıl kesişti?

Ece: 2019’da Beyoğlu’ndaki küçük ofisimizden Karaköy’deki bugünkü yerimize taşındık. Ekip hızla büyüyünce önce kiraladığımız kata sığmamaya başladık. Binada daha fazla alan kullanıp burayı Reflect Studio’ya uygun bir çalışma ortamına dönüştürmek istedik. Çok ayrıntılı bir ihtiyaç metni hazırladık ve altı-yedi mimarlık ofisiyle görüştük. Hazırladığımız anlatının karşı tarafta nasıl bir karşılık bulduğunu anlamaya çalışıyorduk.

Alper görüştüğümüz son kişiydi. Adını ortak bir arkadaşımızdan duymuştuk. Salon’un sitesine baktığımızda görsel dilinin markamızla güçlü bir uyum kurabileceğini düşündük ve görüşmeye umutlu gittik. İlk buluşmada da o karşılığı hissettik. Ofisle başlayan ilişki, ardından Reflect Studio mağazalarına ve İstanbul Modern’deki alana uzandı.

Alper: Ben Reflect Studio’yu daha önce tanımıyordum; benim için mutlu bir sürpriz oldu. Türkiye’de iyi ve yenilikçi işler üretmenin zor göründüğü bir dönemde, bilmediğim bir ekibin bizim de önem verdiğimiz kavramları çok iyi hazırlanmış bir mimari ihtiyaç metninde buluşturduğunu gördüm. Bir ofisin iç mekânı için gerçekten mimarla çalışmak istemeleri ve konuya yalnızca uygulama üzerinden bakmamaları da dikkat çekiciydi. Projenin nereye varacağını bilmiyorduk ama ilk görüşmeye biz de heyecanla gittik.

Reflect Studio mağazasının metalik yüzeyli geniş iç mekânı
Pembe tabanlı, gümüş renkli heykelsi bir tezgâh

CC: İlk ofis projesi nasıl gelişti?

Ece: Hazırladığımız ihtiyaç metninin çok ötesine geçti. Hayal etmediğimiz malzemeler ve çözümler ortaya çıktı. Bu, Reflect Studio’nun marka olarak dönüşmeye başladığı bir dönemdi. Ekip büyüyor, ofis değişiyor ve mağazalar açılıyordu. Ofis ve mağaza mimarisinin aynı dönemde markanın görsel dünyasına katılması bütünlüğü güçlendirdi.

2021 ve 2022 bizim için oldukça hareketliydi. Bir yandan birçok yeniliği aynı anda yönetiyor, diğer yandan daha önce denemediğimiz kararlar alıyorduk. Süreç kaotikti ama ortaya çıkan sonuçla gurur duyduk. Birlikte çalışmaktan aldığımız keyif de proje ilişkisinin ötesinde güçlü bir bağ kurmamızı sağladı.

Alper: Tasarım tarafında normal bir işte kolay kolay deneyemeyeceğimiz şeyleri sınama fırsatı bulduk. Sürdürülebilirliğin bir söylemden çıkarak malzeme ve üretim kararlarına nasıl yansıyacağını araştırdık. Atık kumaşlardan ve farklı üretim artıklarından yeni yüzeyler geliştirdik; bu araştırma süreç içinde küçük bir malzeme kütüphanesine dönüştü. Deney yapmak yalnızca tasarımcının isteğiyle mümkün olmuyor. Sonucu baştan belli olmayan bir fikre işverenin de alan açması gerekiyor. Reflect Studio’nun bu maceraya katılması projeyi gerçek bir işbirliğine dönüştürdü.

CC: Mağazalarda nasıl bir deneyim yaratmak istediniz?

Ece: Reflect Studio uzun yıllar e-ticaret üzerinden büyüdü. İlk mağazamızı 2022’de açınca topluluğumuzla fiziksel olarak ilk kez doğrudan temas kurma fırsatı bulduk. Standart bir satış deneyiminin ötesine geçmek istedik. Kurumlarla sürekli işbirliği yaparken son kullanıcıyı bu üretim modelinin dışında bırakamazdık.

Mağazaya girenleri ürün raflarından önce büyük bir masa karşılıyor. Bu masada çıkartmalar, yamalar, nakış makinesi, ısı presi ve farklı kişiselleştirme malzemeleri bulunuyor. İnsanlar satın aldıkları ürünü hazır seçeneklerle sınırlı kalmadan dönüştürebiliyor; kendi çizimlerini ya da gönderdikleri bir görseli kullanabiliyor. “Make–Play–Mix–Create” adını verdiğimiz bu alan sayesinde mağaza, insanların vakit geçirdiği ve üretime katıldığı bir yere dönüşüyor.

Alper: Mağazalarda bir yandan oyunlu ve samimi, bir yandan da gelecekten gelmiş gibi görünen yüzeyler yaratmaya çalıştık. Bu iki duygu bir araya gelince insanla iletişim kuran bir ortam oluşuyor. Geleneksel mağazacılığın “ürünü al, ücretini öde” denklemine sıkışması bana çok sınırlı geliyor. Dijital alışveriş yaygınlaştıkça fiziksel mağazanın değeri, marka ile kurulan etkileşimde ve ortak deneyimde ortaya çıkıyor. Bu nedenle mağazayı bir tür kamusal alan olarak görmek gerekiyor.

CC: Büyük kişiselleştirme masası başından beri tasarımın merkezinde miydi?

Ece: İlk ihtiyaçlarımız arasında bir maker köşesi vardı ama bugünkü kadar merkezi ve büyük bir alan hayal etmiş miydik, emin değilim.

Alper: O köşeyi merkeze çekip büyüttük. İnsan, ürettiği şey üzerinden çevresiyle başka bir ilişki kuruyor. Bunun için gerçek bir alan açmak önemliydi. Daha sonra aynı fikir İstanbul Modern’de yalnızca kişiselleştirmeye odaklanan küçük bir alana dönüştü. Dünyanın farklı yerlerinden gelen ziyaretçilerin masada yaptıklarını paylaştığını görmek, küçük bir müdahalenin ne kadar geniş bir karşılık bulabildiğini gösterdi.

CC: Estetik fikirlerle mağazanın gündelik işlevleri arasında dengeyi nasıl kurdunuz?

Ece: Salon’un önerdiği bazı nesneler ilk çizildiklerinde bizim hayal gücümüzün ötesindeydi. Bir mağazada gerçekten var olabilirler mi diye düşündüğümüz oldu. Özellikle soyunma kabini gibi alanlarda, etkileyici bir nesnenin aynı zamanda insanların rahatça kullanabileceği kadar işlevsel olması gerekiyordu. Bu sorular üzerinden ilerlemek, estetik ile kullanımı birlikte düşünmemizi sağladı.

Sonuçta ofise ya da mağazaya giren kişinin ışıkla, malzemeyle ve nesnelerle ilişki kurmak istediği bir deneyim ortaya çıktı. Mekân hem biraz yabancı ve gelecekten gelmiş gibi hem de samimi hissettiriyor. Bu iki duygu arasındaki denge, işbirliğinin en değerli sonuçlarından biri.

Salon × Reflect Studio etkinliğinde askıdaki giysiler ve Geospaces kitabı
Geospaces kitabının kapak ve sırt tasarımı

CC: Bu ilişkide rolleriniz Geospaces projesiyle değişti. Süreç nasıl gelişti?

Alper: Mağazalarda ortak bir tasarım dili kurduktan sonra yeni fikirler üretmeye başladık. Salon’un uzun süredir üzerinde çalıştığı, coğrafya ile mimarlık arasındaki ilişkiyi araştıran Geospaces kitabının tasarımını Reflect Studio’ya emanet ettik. Bu bizim için önemli ve zor bir karardı; bugüne kadar yayımladığımız en kapsamlı monograflardan biriydi. Reflect Studio kitabın düşünsel içeriğini güçlü bir görsel nesneye dönüştürdü.

Proje daha sonra planladığımızın ötesine geçti. Kitaptaki fikirlerden Geospaces koleksiyonu ve piknik örtüleri gibi ürünler doğdu. Kitabı ve çevresinde gelişen tasarım yaklaşımını farklı ülkelerdeki kitapçılarda ve konuşmalarda paylaşma fırsatı bulduk. Bir mimarlık araştırmasının yayına, oradan giyilebilir ve kullanılabilir nesnelere geçmesi, karşılıklı üretimin en iyi örneklerinden biri oldu.

Ece: Kitap üzerinde çalışmak, Alper’in projelerinin arkasındaki felsefeyi daha yakından anlamamızı sağladı. Salon önce mekânın temsil ettiği fikri ve kavramsal zemini kuruyor; ardından masa, sandalye ya da kapı gibi ayrı tasarım kararları bu zeminden daha kolay çıkıyor. Mağazalarımızdaki “New Nature” yaklaşımında da bunu gördük. Geospaces’ın tasarım sürecine dahil olmak bu yöntemi başka işlerimize taşıyabileceğimiz bir öğrenme alanı açtı.

CC: Karar verirken ve fikir ayrılıklarını aşarken nasıl ilerlediniz?

Alper: Tasarım dünya görüşünden ayrı bir şey değil. Genellikle tasarımcının yaklaşımıyla işverenin çözmeye çalıştığı problemi bir araya getirirsiniz. Reflect Studio ile aynı meseleler üzerine düşündüğümüz için konuşmalarımız “Bunu yapabilir miyiz?” noktasında kalmadı; “Bu fikir daha nereye gidebilir?” sorusuna evrildi. Süreçler bazen sıradan bir projeden biraz daha uzun sürdü ama başta hayal edemediğimiz nitelikte sonuçlar çıktı.

Ece: Bizim için de öğrenmeyle dolu bir süreçti. Hayallerimiz ve ihtiyaçlarımız vardı; Salon bunları kendi bakışıyla genişletti. Biz bazen işlev üzerinden sorular sorduk, onlar ise daha önce düşünmediğimiz ihtimalleri görünür kıldı. Karşılıklı güven arttıkça her ayrıntıyı en başta tarif etmek yerine sonucun birlikte şekillenmesine izin verebildik.

CC: Birbirinizin çalışma biçiminde sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

Ece: Alper’in işe tek tek nesnelerden önce kavram ve felsefeyi kurarak başlaması beni çok etkiledi. Mekânın neyi temsil ettiğine yeterince zaman ayırdığında, sonraki tasarım kararları daha tutarlı ve kolay hâle geliyor. Bu yaklaşım yalnızca mimari projelerde değil, kendi işlerimizde de bana ilham veriyor.

Alper: Reflect Studio’da beni etkileyen şey, geniş ve farklı bir kitlenin karmaşık tasarım fikirleriyle ilişki kurabildiğini görmekti. Bir satış söyleminin arkasında gerçek bir düşünce olduğunda insanlar bunu fark ediyor. Tasarımın yalnızca biçim üretmek için değil, bir düşünce ve ekonomik model geliştirmek için kullanılabildiğini gösteriyorlar.

Ece’nin çalışma biçiminden de çok şey öğrendim. Dinleyerek, alan açarak ve oyun kurarak yönettiği bir süreç var. Her ayrıntıyı kontrol etmek yerine insanların katkı sunacağı koşulları yaratıyor. Bu yaklaşım, iyi fikirlerin ortaya çıkması için bazen daha fazla konuşmak kadar geri çekilmenin de gerekli olduğunu hatırlattı.

CC: İşbirliği kurumlarınızın çalışma kültüründe nasıl bir yer tutuyor?

Alper: Salon belirlenmiş bir işbirliği formülüne sahip değil. Fakat pratiğimiz sevdiğimiz insanlarla birlikte üretmek üzerine kuruldu. Sanatçılarla, müzisyenlerle, mühendislerle ve farklı uzmanlarla yaptığımız her çalışma bize yeni bir yöntem öğretiyor. Bir şeyi öğrenmenin en iyi yollarından birinin, o konuda çalışan insanlarla yan yana üretmek olduğuna inanıyorum. Her yeni ortaklık küçük bir okul gibi.

Ece: Reflect Studio’nun iş modelinin merkezinde de işbirliği var. Spor kulüplerinden kültür kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarından teknoloji şirketlerine kadar çok farklı yapılarla koleksiyon geliştiriyoruz. Büyük bir işbirliğinin araştırma ve hazırlık süreci sekiz-dokuz ay sürebiliyor. Kurumun içeriklerini, iletişim biçimini ve topluluğunu anlamadan yalnızca ürün tasarlamak yeterli değil. Onların dünyasına giriyor ve uzun vadeli bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. Bu nedenle her işbirliği bizim için yeni bir öğrenme yolculuğu.

CC: Birlikte yeni projeler üretmeye devam edecek misiniz?

Ece: Evet. Daha önce Reflect Studio için yaptığımız bir işbirliğinde tanıştığım kişilerle yeni bir mekân projesine başladık. Mekân söz konusu olunca yeniden Alper’in kapısını çaldık. Proje henüz çalışma aşamasında olduğu için ayrıntıları paylaşamıyoruz.

Alper: Bu kez zaman ve koşullar önceki projelerden daha sınırlı. Kısıtlar bazen yaratıcı kararları hızlandırıp beklenmedik fırsatlar da yaratabiliyor. Henüz süreç devam ediyor ama yine heyecan verici bir sonuç çıkmasını umuyoruz.