Studio Mada
[Ceren Özşahin ve Zeynep Tümertekin]
Ceren Özşahin ve Zeynep Tümertekin’in kurduğu Studio Mada, mimarlıktan sergi ve ürün tasarımına uzanan üretiminde ölçekler arasında özgürce hareket ediyor. İkiliyle bir ev partisinde başlayan ortaklıklarını, Mamut Art Project için geliştirdikleri ilk projeyi ve farklı bakışların nasıl ortak bir tasarım diline dönüştüğünü konuşuyoruz.
Studio Mada’nın hikâyesi, Ceren Özşahin ile Zeynep Tümertekin’in saatler boyunca mimarlık, sergi tasarımı ve malzemeler üzerine konuştuğu bir ev partisinde başladı. Birlikte ofis kurmaya hemen karar vermek yerine kendilerine gerçek bir tasarım problemi seçtiler. Mamut Art Project’in stantlardan oluşan fuar düzenini, eserler ve izleyiciler arasında daha özgür ilişkiler kuran bir sergileme alanına dönüştürmek için çalıştılar. Talep edilmeden hazırladıkları proje kabul edildi; uygulama süreci de ortaklıklarının ilk sınavı oldu.
Creative Collaborations’ın bu bölümünde Ceren ve Zeynep ile 2019’da kurdukları Studio Mada’yı, detaydan bütüne ve bütünden detaya ilerleyen tasarım yaklaşımlarını, fikir ayrılıklarını çoğaltarak çözmelerini ve bireysel üretimlerin ortak pratiğe açtığı alanı konuşuyoruz.
CC: Önce sizi ve Studio Mada’yı tanıyabilir miyiz?
Ceren: Milano’da Politecnico di Milano’da mimarlık eğitimi aldım. Eğitimim ve ardından farklı ofislerde edindiğim deneyim, tarihî yapılar, sergileme ve malzeme gibi alanlara ilgimi geliştirdi. İstanbul’a döndükten sonra çalışmaya devam ettim; Zeynep’le tanışmamızın ardından Studio Mada’yı kurduk.
Zeynep: Londra’da Central Saint Martins’te mimarlık okudum. Mezuniyetimin ardından New York’ta Eisenman Architects’te çalıştım. 2016’da İstanbul’a döndüm ve bir süre babamla birlikte çalıştıktan sonra Ceren’le Studio Mada’yı kurduk.
Ceren: Studio Mada’yı multidisipliner, çok yönlü ve detaycı bir mimarlık ve tasarım ofisi olarak tanımlıyoruz. Tasarımın değdiği her şeyi ele almaya heyecan duyuyoruz. Malzemeyi yalnızca seçilecek bir yüzey olarak görmüyor; onun olanaklarını araştırmayı ve sınırlarını denemeyi seviyoruz.
Zeynep: Ölçek bizim için belirleyici bir sınır değil. Milimetrik bir detaydan iç mekâna, yapıdan kent ölçeğine kadar ilerleyebiliyoruz. Pratiğimizi canlı tutan da bu geçişler. Mimarlık ve iç mimarlık işlerimiz ağırlıkta olsa da sergi ve ürün tasarımı gibi alanlar stüdyo fikrinin önemli bir parçası.
CC: Nasıl tanıştınız? İlk konuşmanızda sizi birbirinize yaklaştıran neydi?
Ceren: Ortak bir arkadaşımızın ev partisinde tanıştık. Bir köşeye çekilip birkaç saat boyunca mimarlık, sergi tasarımı, malzeme ve yeni bir şey üretmekten neden bu kadar korkulduğu üzerine konuştuk. Eleştiriden kaçınmak yerine yeni öneriler getirmek için ne yapabileceğimizi sorguluyorduk. Sohbet bitmeyince yeniden buluşmaya karar verdik.
Zeynep: Ortaköy’de, o sırada çalıştığımız iki ofisin ortasında bir yerde yemek yedik. Dört saat boyunca birbirimize heyecanlandığımız şeyleri anlattık. İkimizi birleştiren temel soru “Bu daha iyi nasıl olabilirdi?” oldu. Bir tasarımcının yalnızca mevcut durumun kötü yanlarını söylemekle yetinmemesi, daha iyi bir önerinin peşine düşmesi gerektiğini düşünüyorduk.


CC: Birlikte bir ofis kurmadan önce ortaklığınızı denemeyi seçmişsiniz. Bu karar nasıl gelişti?
Zeynep: Birlikte üretmek büyük bir karar. İkimiz de hayal kurmayı sevsek de yere basan, temkinli insanlarız. Önce bir vaka seçip başından sonuna kadar birlikte çalışmayı ve bu sırada birbirimizi gözlemlemeyi önerdik. Sorumlulukları nasıl paylaşacağız, bir işi nasıl tamamlayacağız, birbirimizi gerçekten besleyebiliyor muyuz; bunları görmek istedik.
Ceren: Mimarlık eğitiminde grup çalışmasının ne kadar zor olabileceğini deneyimliyorsunuz. Bir araya gelir gelmez şirket kurmak istemedik. Belki de birlikte üretemeyecektik. Mamut Art Project ikimizin de ilişki kurduğu bir yapıydı ve üzerinde düşündüğümüz ortak meseleye dönüştü. Böylece gerçek ölçeği ve uygulama süreci olan bir proje üzerinden kendimizi sınadık.
CC: Mamut Art Project için nasıl bir öneri geliştirdiniz?
Zeynep: Mamut, her yıl Türkiye’nin farklı yerlerinden sanatçıları araştıran ve işini çok ciddiye alan bir yapıydı. Buna karşılık mekânsal düzeni, sanatçıları birbirinden ayıran stantlardan oluşuyordu. Bu nedenle bir karma sergi, ziyaretçi açısından fuar gibi deneyimleniyordu. Biz bu çelişkiye odaklandık: Alanı, sanatçıları tek tek kabinlere kapatmadan nasıl gerçek bir sergi gibi dolaşılabilir hâle getirebiliriz?
Ceren: Mevcut malzemeleri ve alanın yapısal kısıtlarını inceledik. Sirkülasyon, aydınlatma, eserle kurulacak mesafe, video odalarının konumu ve kalabalığın alana nasıl yayılacağı üzerine çalıştık. Stantların U biçimindeki yan duvarlarını kaldırmak basit görünen ama önemli bir müdahaleydi. İzleyici tek bir sanatçının alanına girip çıkmak yerine işler arasında daha serbest dolaşabiliyordu. Sanatçı da kaç kişinin kendi standına girdiğini sürekli ölçmek zorunda kalmıyordu.
Zeynep: Kimse bizden proje istememişti. Planlar, paftalar ve maket hazırladık; sonra Mamut ekibini arayıp bir önerimiz olduğunu söyledik. Küçük bir masaya kocaman malzemelerle gidip bütün rotayı anlattık. Oldukça radikal bir öneriydi. Birkaç gün sonra arayıp yapmak istediklerini ve üç ayımız olduğunu söylediler. Biz de “Yaparız” dedik.
CC: Tasarımın uygulanması ortaklığınız hakkında size ne öğretti?
Ceren: Yalnızca fikir üretmekle kalmadık; inşaat ve kurulum sürecini de birlikte yürüttük. Gündüz çalıştığımız ofislerden çıkıp gece bu projeye devam ediyorduk. Birbirimizin çalışma disipliniyle, stres altındaki tavrıyla ve sorun çözme biçimiyle karşılaştık. Deneme olarak başladığımız iş, ortaklığın mümkün olduğunu gösterdi.
Zeynep: Aynı zamanda hiçbir garantisi olmayan bir fikir için ne kadar emek verebildiğimizi gördük. Projenin kabul edilip edilmemesi kadar, böyle bir öneriyi hazırlayıp sunmaya cesaret edip edemeyeceğimiz de sınavın parçasıydı. Mamut’un ardından başka işler gelmeye başladı. Studio Mada’nın kuruluşu ani bir karardan çok, çalışmanın doğal biçimde akmasıyla gerçekleşti.
CC: Studio Mada adı ve “stüdyo” fikri sizin için ne ifade ediyor?
Zeynep: Yaptığımız işlerin büyük bölümü mimarlık ve iç mimarlık olsa da “stüdyo” kelimesi farklı üretim biçimlerine açık kalmamızı sağlıyor. Bu açıklığı anlamlı kılmak için işbirlikleri yapmaya, farklı ölçeklerde düşünmeye devam ediyoruz. Mada adını da uluslararası bir karşılığı olabilecek ve sonuçtan çok sürece verdiğimiz önemi taşıyacak bir isim ararken seçtik.
Ceren: Kuruluş süreci de bu tavra uygundu. Mamut üzerinde çalışırken başka projeler gelmeye başladı; bir noktada fatura kesmek, resmî işlemleri yürütmek ve ortak üretimimize bir isim vermek gerekti. Studio Mada, önce ürettiğimiz sonra yapısını kurduğumuz bir ofis oldu.
CC: Aranızda belirgin bir iş bölümü var mı?
Ceren: Sabit görev alanlarımız yok. Bir projede teknik konularla ben ilgilenirken başka bir projede Zeynep üstlenebiliyor. Kim o anda nerede gerekliyse sorumluluk ona göre şekilleniyor. İş yükü açısından birbirimizin yerine geçebiliyoruz; bazen kendimizin birer klonu gibi hareket ettiğimizi söylüyoruz.
Zeynep: Projeye duyduğumuz heyecan da rolleri etkiliyor. Bazen bir iş Ceren’i sabah beşte uyandıracak kadar heyecanlandırıyor ve ben daha gözlemci bir yerde kalıyorum. Bazen bunun tersi oluyor. Aynı projeye ikimiz de güçlü biçimde bağlandığımızda ise ayrı eskizler yapıp ertesi gün bambaşka iki öneriyle masaya gelebiliyoruz.


CC: Tasarım yaklaşımlarınız nerede ayrışıyor, nasıl birbirini tamamlıyor?
Ceren: Ben çoğu zaman detaydan bütüne ilerliyorum. Malzemenin nasıl birleşeceği, ışığın bir yüzeye nasıl düşeceği ya da mekâna girildiğinde oluşacak ilk etki üzerine düşünerek başlayabiliyorum. Bir ayrıntının içinde uzun süre kalınca Zeynep geri çekilip bütüne yeniden bakmamı sağlıyor.
Zeynep: Ben daha çok hissiyat ve dolaşım gibi genel meselelerden başlayıp bütünden detaya iniyorum. Bir mekânda nasıl hareket edildiği, farklı alanların birbiriyle nasıl ilişki kurduğu benim için güçlü başlangıç noktaları. Ceren’in sorduğu bir uygulama ya da malzeme sorusu ise fikrin gerçekten çalışıp çalışmayacağını görmemi sağlıyor. Tasarım, bu iki hareketin kesiştiği yerde tamamlanıyor.
CC: Fikir ayrılıklarında birbirinizi nasıl ikna ediyorsunuz?
Ceren: Mutlak tek bir çözüm olduğuna inanmıyoruz. Alternatifli çalıştığımız için farklı düşündüğümüzde yeni varyasyonlar üretmeye başlıyoruz. “Bunu yapacağız” demek yerine, öneride bizim için vazgeçilmez olan parçaları anlatıyoruz. Sonra bu parçaları koruyarak başka nasıl ilerleyebileceğimizi birlikte araştırıyoruz.
Zeynep: Böylece ikna çabası ortak geliştirmeye dönüşüyor. Bazen sonunda üç ayrı çözüm elde ediyoruz ve üçünün de içimize sindiğini görüyoruz. Elbette küçük pazarlıklarımız da oluyor; birimiz komodinden, diğerimiz cephedeki pencereden vazgeçmek istemiyor. Ama mesele kimin kazandığı değil, fikrin hangi dönüşümle daha iyi hâle geldiği.
CC: Bireysel üretimleriniz ortak pratiğinizi nasıl besliyor?
Zeynep: İkimizin de Studio Mada dışında var olduğu alanlar var. Ben Üçüncü Mekan’da, babamla yürüttüğüm çalışmalarda ya da kendi tasarım arayışlarımda başka deneyimler ediniyorum. İşletmeyle, kamusal alanla veya farklı insanlarla kurduğum ilişki ofisteki çalışma biçimime geri dönüyor. Bireysel alanlar, ortaklıktan kuşku duymamıza değil, orada daha iyi çalışmamıza yardımcı oluyor.
Ceren: Studio Mada’dan önce başladığım Seawashed Fabrics’te Şile bezi ve bu kumaşı üreten kadınlarla çalışıyorum. Geleneksel motifleri güncel yorumlarla buluşturuyor, her yıl küçük koleksiyonlar hazırlıyoruz. Başka bir malzemeyi ve üretim kültürünü tanımak mimarlık pratiğimi de besliyor. Ayrıca projelerde bulamadığımız ürünlerden hareketle seramik aydınlatmalar gibi yeni tasarımlar deniyoruz.
Zeynep: Bu kişisel çalışmalar birbirimizden kopuk ilerlemiyor. Bir fikri yine birbirimize açıyor, görüş alıyor ve geliştiriyoruz. Ayrı alanlara sahip olmak, ortaklığın sınırlarını genişletiyor.
CC: Ortaklığın size en iyi gelen tarafı ne?
Zeynep: Ceren’e karşı duyduğum sorumluluk beni motive ediyor. Sevdiğim işi zaten yapmak istiyorum; yanımda onu daha iyi yapmamı sağlayan, başka bir açıdan soru soran biri var. Bu karşılıklı bir sorumluluk. Ofise gitmek yalnızca yapılması gereken bir görev değil; parçası olmaktan hoşlandığım bir dinamiğe dönmek anlamına geliyor.
Ceren: İyi olanı çoğaltmak, zor olanı paylaşmak en güçlü tarafı. Çok sevdiğiniz bir uğraş bile zaman zaman yalnızca işe dönüşebiliyor. Stresli anlarda birbirimize destek oluyoruz. Aynı zamanda her gün yan yana üretmek, tasarım pratiğimizi sürekli ileri taşıyor.
Zeynep: Birbirimize bağımlı olduğumuzu hissettirmiyoruz. Orada olmamızın nedeni bunu her gün yeniden tercih etmemiz. Birimizin potansiyeli diğerini tehdit etmiyor; tersine o potansiyelin nerede gelişebileceğine alan açmaya çalışıyoruz. Arkadaşlığımız da bu ilişkinin parçası. Zor bir iş gününden sonra birlikte yemek yiyip konsere gidebilmek, birbirimize daha özenli davranmamızı sağlıyor.
CC: Çalışma sürecinizde koruduğunuz yöntemler ve ritüeller var mı?
Ceren: Önce kahve, sonra çokça eskiz. Çizerek düşünüyoruz. Üç boyutlu görsele geçmeden önce kolajlar ve malzeme panoları hazırlıyoruz; projenin hissini anlamaya ve karşı tarafa aktarmaya çalışıyoruz. Sonra bunu giderek somutlaştırıyoruz.
Zeynep: Zaman içinde ayrıntılı ve sürekli güncellediğimiz bir iş programı geliştirdik. Her aşamada ne olacağını hem kendimiz hem işveren için görünür kılıyor. İşe başlamadan önce çok soru soruyoruz. İnsanların evine ya da çalışma alanına gitmek, projede yer alacak kişilerle en başta tanışmak istiyoruz. Kararlardan etkilenecek herkesin ilk günden masada olması, sonradan çıkabilecek gerilimleri azaltıyor ve projenin neden yapıldığını birlikte anlamamızı sağlıyor.
CC: Sergi tasarımı ve diğer işbirlikleri size nasıl bir deney alanı açıyor?
Zeynep: İşbirlikleri, denemek istediğimiz konular için alan yaratıyor. Uzun yıllar sürebilen bir mimarlık projesine kıyasla sergi tasarımında fikir daha hızlı gerçekleşiyor ve kısa süre sonra başka bir şeye dönüşüyor. Bu hız, tasarımcı için çok öğretici. Ayrıca çok daha geniş bir ziyaretçi grubuyla karşılaşıyoruz.
Ceren: Mamut Art Project, Borderless ve Performistanbul ile yaptığımız çalışmaların ortak yanı, insan deneyimini ezberin dışına çıkarma isteğiydi. Bir esere hangi mesafeden bakıldığı, ışığın göze nasıl geldiği, farklı boylardaki ya da yaşlardaki kişilerin mekânı nasıl deneyimlediği üzerine yeniden düşünüyoruz. Standart kabul edilen ölçülerin her insan için aynı sonucu vermediğini görüyoruz.
Zeynep: Kamusal nitelikteki bir etkinlikte verdiğiniz her karar aynı anda çok sayıda kişiye cevap vermek zorunda. Bir ziyaretçi esere yakından bakarken bir başkası uzaktan görebilmeli; çocukların neye ulaşacağı ve neyi görebileceği de düşünülmeli. Bu çeşitlilik bizi dinamik tutuyor. Sergi alanında öğrendiğimiz her şey, ofiste masanın üzerindeki mimarlık projesine de geri dönüyor.