Podcast

Dinle

Studio Nesne

[Deniz Pamir Ceyhan ve Eliz Ezer]

Eliz Ezer ve Deniz Pamir Ceyhan’ın 2023’te kurduğu Studio Nesne, gündelik nesneleri ham, hareketli ve beklenmedik formlarla yeniden yorumluyor. İkiliyle üniversitede başlayan ortaklıklarını, metalle kurdukları ilişkiyi ve geleneksel zanaati özgür bir tasarım diliyle buluşturmalarını konuşuyoruz.

Eliz Ezer ile Deniz Pamir Ceyhan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde tanıştı. Okul projelerinde birlikte çalışmaya başlayan ikili, pandemi döneminde küçük bir üretim girişimiyle tasarladıkları bir ürünün nasıl üretileceğini, sunulacağını ve kullanıcıya ulaşacağını deneyimledi. Mezuniyetlerinin ardından birlikte yaşamaya başladılar; bu yakınlık fikir ile üretim arasındaki mesafeyi kısaltınca Studio Nesne doğdu.

Creative Collaborations’ın bu bölümünde Eliz ve Pamir ile bir markanın bütün işlerini iki kişi yürütmeyi, spontane kararların tasarıma bıraktığı izi ve metalin sanayiden takıya uzanan olanaklarını konuşuyoruz. Sohbet, yayımlanmayan ilk denemelerden modüler şamdanlara, Argentum yüzüklerinden İstanbul’un usta ve atölyelerine uzanıyor.

CC: Önce sizi ve Studio Nesne’yi tanıyabilir miyiz?

Eliz: İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü mezunuyum. Pamir’le üniversitede tanıştık ve okul yıllarından beri birlikte üretiyoruz. Tasarlamayı, yaparak öğrenmeyi ve çevremizde gördüğümüz şeylerden yeni fikirler çıkarmayı seviyoruz.

Pamir: Studio Nesne’yi çağdaş, gündelik ve koleksiyonluk tasarım nesneleri üreten bir marka olarak düşünebiliriz. Tek bir ürün grubuna bağlı kalmak istemiyoruz. Aydınlatma, şamdan, dekoratif obje ya da takı üretebiliyoruz. Tasarımcı olarak gördüğümüz her nesneye başka bir anlam, değer ve düşünce yükleyebileceğimize inanıyoruz.

Eliz: Studio Nesne bir insan olsaydı dışarıdan sade ve yalın görünürdü; yaklaştıkça onu ilginç kılan küçük detaylar fark edilirdi. Biraz gizemli ve mesafeli, ama katmanları açıldığında sıcak bir karakteri olurdu. Ürünlerimizde de ilk bakışta sade görünen formun içinde beklenmedik ayrıntılar arıyoruz.

CC: Üniversitede başlayan ilişkiniz nasıl bir ortaklığa dönüştü?

Pamir: Birinci sınıfta tanıştık. Sonraki yıllarda birçok okul projesini birlikte yaptık. Böylece birbirimizin tasarım dilini, neye heyecanlandığını ve çalışma biçimini tanıdık. Aynı görüntüden, sesten ya da nesneden nasıl beslendiğimizi zaman içinde öğrenince ortak karar vermek de kolaylaştı.

Eliz: Pandemi döneminde MDF’den dekoratif duvar panelleri ürettiğimiz küçük bir girişimimiz oldu. Bir ürünü tasarlamakla onu piyasaya sunmanın birbirinden ne kadar farklı olduğunu o zaman gördük. Üretim, satış, tanıtım ve kullanıcıya ulaşma konusunda hiçbir deneyimimiz yoktu. Kısa süren bu çalışma, Studio Nesne’nin arka planındaki ilk pratik oldu.

Şeffaf ambalaj içinde gümüş yüzükler
Gümüş yüzükler takılı eller

CC: Ahşaptan metale geçişiniz nasıl gerçekleşti?

Pamir: Başlangıçta bildiğimiz malzeme ahşaptı. Metalin olanaklarını tanımaya başladığımızda önümüzde çok daha geniş bir dünya açıldı. Önce bakır ve pirinçle çalıştık. Üniversitedeki bitirme projelerimiz de metal üzerineydi. Ben bakırla, Eliz ise pirinç üzerine gümüş kaplama bir çatal bıçak takımıyla çalıştı.

Eliz: Metalin sanayideki kullanımından gündelik ürünlere geçişini araştırmak çok heyecan veriyor. Farklı metallerin birbiriyle etkileşimi, parlak ya da mat yüzeyler, malzemenin girebildiği formlar yeni fikirler doğuruyor. Şimdiye kadarki işlerimizde alüminyum, paslanmaz çelik ve gümüş gibi daha soğuk tonlara yöneldik. Metal bizim için giderek bir tutkuya dönüştü.

CC: Studio Nesne’yi kurmaya nasıl karar verdiniz?

Pamir: 2023’te üniversiteden mezun olduktan sonra Eliz’le aynı eve çıktık. Bunun önemli nedenlerinden biri, fikirlerimizi daha hızlı üretime dönüştürmekti. Aklımıza gelen şeyi hemen kâğıda aktaralım, sonra ürüne geçelim istiyorduk. Birlikte yaşamaya başladıktan çok kısa bir süre sonra çalışma odamızda oturup markanın adını düşünmeye başladık.

Eliz: Bizi tek bir malzemeye ya da ürün grubuna kapatmayacak bir ad arıyorduk. Tasarımcı belirli bir malzemeden yola çıksa bile ortaya çıkan şey onun gözünden yeniden kurulmuş bir nesne oluyor. Biz de sürekli “Onu da deneyelim, bunu da yapalım” diyen bir yapıya sahibiz. “Nesne” sözcüğü bu açıklığı doğrudan anlatıyordu. İsmi bulduğumuzda ikimiz de hiç tereddüt etmeden karar verdik.

CC: Sabit bir iş bölümünüz var mı?

Pamir: “Eliz bunu, ben şunu yaparım” dediğimiz kesin görevlerimiz yok. Ürün tasarımından üretim takibine, sosyal medyadan fotoğrafların düzenlenmesine kadar bütün işleri bugüne dek iki kişi yürüttük. Zaman içinde hangimizin hangi işi daha çok sevdiğini öğrendik ve birbirimize o alanı bırakmaya başladık. Ancak ihtiyaç olduğunda roller değişebiliyor.

Eliz: Birlikte yaşamamız da fikirleri ve zevkleri ortaklaştırıyor. Bazen ayrı ayrı çalışıp neredeyse aynı şeyi tasarladığımız oluyor. Birimiz diğerine “Tam aklımdan geçeni yapmışsın” diyebiliyor. Üniversiteden beri birbirimizin dilini bildiğimiz için karar süreçleri çoğu zaman kendiliğinden ilerliyor.

CC: İlk ürünlerinizi geliştirirken neler öğrendiniz?

Eliz: Aynı form dilini taşıyan modüler bir seri hazırladık. İki farklı şamdan, aydınlatmalar ve bunların sembolik uzantıları gibi düşündüğümüz totemlerden oluşuyordu. Parçalar sökülüp yeniden birleştirilebiliyordu. İlk üretim olduğu için formu ve işlevi çok karmaşıklaştırmadan, elimizdeki bütçeyle gerçekleştirebileceğimiz bir dil kurduk.

Pamir: Aslında ilk büyük hevesimiz bir çatal bıçak takımıydı. Tasarımı epey ilerlettik ama üretimde öngöremediğimiz sorunlarla karşılaştık. Yeni mezunduk; bir yandan üretimi biliyor, bir yandan gerçek koşullarla ilk kez karşılaşıyorduk. Sonunda ürünü yayımlamamaya karar verdik. Bugün geriye baktığımızda, kısa sürede ne kadar çok şey öğrendiğimizi görüyoruz.

Eliz: Gerçek dünya okuldan farklı. Teoriyi ve okul atölyesindeki pratiği bilseniz de üretime geçtiğinizde başka sınırlamalar ortaya çıkıyor. Deneyip vazgeçmek de sürecin sağlıklı bir parçası. Bir tasarımın yayımlanmaması, o çalışmanın boşa gittiği anlamına gelmiyor.

CC: Çalışma biçiminizi nasıl tarif edersiniz? Planlı mı, spontane mi ilerliyorsunuz?

Pamir: Süreci planlamayı hâlâ öğreniyoruz. Hayatta da üretimde de oldukça spontane insanlarız. İlk yüzük koleksiyonumuzun çıkışında aklımızda takı yapmak yoktu. Bir sabah “takılabilir nesne” fikri ortaya çıktı. Mum ve oyma araçları aldık, eve dönüp modelleri çalışmaya başladık. Aynı gün içinde çok sayıda form üretmiştik.

Eliz: Hızlı ve hevesli çalışma biçimimiz ürünlere de yansıyor. Bir fikir bizi heyecanlandırdıysa saatlerce ara vermeden çalışabiliyoruz. Süreç boyunca bazı modeller kırılıyor, birleşiyor ya da bütünüyle değişiyor. Başta konuştuğumuz şey üretimin sonunda hiçbir zaman aynı kalmıyor.

Pamir: Yüzükleri ölçülere göre adlandırmak yerine tekil nesneler gibi düşündük. Birer küçük heykel olarak farklı parmaklarda farklı biçimlerde taşınabilmelerini sevdik. Seri üretilebilseler de kullanıcıyla kurdukları ilişkinin tek bir doğru biçimi olmasını istemedik.

Deniz Pamir Ceyhan ve Eliz Ezer siyah bir oturma objesinin üzerinde
Siyah zemin üzerinde akışkan formlu gümüş yüzükler

CC: Bir ürünün tamamlandığına nasıl karar veriyorsunuz?

Eliz: Çoğu zaman Pamir “Artık elleme” diyen taraf oluyor. Bir işi bitirdikten sonra rengi, yüzeyi ya da sunumu son anda yeniden değiştirmeye yatkınız. Üniversitede de teslimden iki gün önce bitirdiğimiz bir projeyi son gece baştan ele aldığımız olurdu.

Pamir: Bir şeyin gerçekten ne zaman bittiğini bilmeyi öğrenmek gerekiyor. Çünkü her zaman taş ekleyebilir, bir yüzeyi parlatabilir ya da başka bir ayrıntıyı değiştirebilirsiniz. Bunun sonu yok. Biz formu biraz ham bırakmayı seviyoruz. Her yüzeyin kusursuz biçimde kapanması gerekmediğini kabul etmek, işi tamamlamamıza yardım ediyor.

CC: Birbirinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Eliz: Ben daha melankolik ve kaygılı olan tarafım. Bazen ortada belirgin bir sorun yokken streslenebiliyorum. Pamir’in sakin olduğunu görmek, durumu yeniden değerlendirmemi sağlıyor. “Bu stres onda yoksa belki ben kendi kendime büyütüyorum” diye düşünüp toparlanıyorum.

Pamir: Yaklaşımlarımızın çok benzer olmasının zor bir tarafı da var. Bir şeyi yönetemediğimizde bazen ikimiz de aynı anda tıkanabiliyoruz. Yine de düşünceyi doğrudan paylaşmak, o tıkanıklığın uzun sürmesini engelliyor. Birimizin aklına gelen küçük bir fikir diğerinde büyüyerek başka bir yola açılıyor.

CC: Birlikte yaşamak ve üretmek yaratıcılığınızı nasıl etkiliyor?

Pamir: Şişhane, Karaköy ve Cihangir sokaklarında birlikte dolaşmayı; çevredeki malzeme, vitrin ve detaylardan ilham almayı seviyoruz. Aynı anda aynı şeyi deneyimlediğimiz için aklımıza gelen fikri hemen paylaşabiliyoruz. Bir düşünce, aramızdaki konuşmada hızla çoğalıyor. Tek başına düşünüp tıkanmanın önüne geçen bir durum bu.

Eliz: İki farklı kafa ama tek bir yapı gibiyiz. Yine de her şeyi aynı biçimde görmek zorunda değiliz. Birlikte yaşamak, fikir alışverişini gündelik hayatın içine yayıyor. Resmî planlama araçlarına pek ihtiyaç duymuyoruz; uzakta olduğumuzda görüntülü konuşuyor, yan yanayken doğrudan üretime geçiyoruz.

CC: İstanbul’un zanaat kültürü üretiminizde nasıl bir yere sahip?

Pamir: Bitirme projelerimiz sırasında ustalarla iletişim kurmayı ve zanaate gösterilmesi gereken saygıyı öğrenmeye başladık. İstanbul, özellikle Kapalıçarşı ve çevresindeki atölyeler açısından çok büyük bir kaynak. Önce ustalardan gördük, sonra bazı işlemleri kendimiz uyguladık. Ne kadar çok üretim tekniği öğrenirsek bir ürünü tasarlarken o kadar rahat düşünebildiğimizi fark ettik.

Eliz: Yüzüklerin dökümden sonraki tesviye ve polisajını başlangıçta kendimiz yapıyorduk. Bu, hem döküm tekniğini hem ürünün hangi aşamalardan geçtiğini anlamamızı sağladı. Sonra bazı işleri ustalara bırakmaya başladık. Öğretmeye açık bir ustayla karşılaşmak çok değerli; bilgi ancak böyle devam edebiliyor.

Pamir: Tasarımcının ürüne eliyle dokunmasını önemsiyoruz. Her aşamayı kendimiz yapmak zorunda değiliz ama kullanılan makineyi, malzemenin davranışını ve ustanın kararlarını tanımak tasarımı değiştiriyor. Geleneksel zanaati olduğu gibi tekrar etmek yerine bugünün ihtiyaçları ve olanaklarıyla buluşturmak istiyoruz.

CC: Argentum koleksiyonunun form dili nasıl oluştu?

Pamir: Yüzüklerde sabit duran biçimler yerine hareket, akış ve bir yöne ilerleme hissini aradık. Argentum adı gümüşün Latince karşılığından geliyor. Ürünleri adlandırırken de gümüşün katı ve sıvı hâllerinden, erime ve donma süreçlerinden yararlandık. İlk model hazırlanırken malzeme eriyor ve katılaşıyor; dökümde yeniden eriyip donuyor. Formlar bu dönüşümün izlerini taşıyor.

Eliz: Yaklaşımımızı çocuksu olarak tarif edebiliriz. Bir çocuk beş bacaklı bir dinozor çizerken kendini kurallarla sınırlamaz. Biz de ürünün her ayrıntısının önceden tanımlanmış bir mükemmelliğe uyması gerektiğini düşünmüyoruz. Bazı yüzeyleri ham bırakmak, daha özgür formlar kurmamızı sağlıyor. Bir işin Studio Nesne’ye ait olduğunu biraz da bu hareketten ve kontrollü düzensizlikten anlıyoruz.

CC: Studio Nesne’nin geleceği için nasıl bir hayal kuruyorsunuz?

Pamir: Nesnelerimizi farklı ülkelerde göstermek istiyoruz. Avrupa’da, Amerika’da ve Asya’da geçici ya da kalıcı mağazalar olabilir. Ancak mağazayı yalnızca satış yapılan bir yer olarak görmüyoruz. Nesnelerin kendi dünyaları içinde bir araya geldiği, onları nasıl konumlandırdığımızı da anlatan bir ev hayal ediyoruz.

Eliz: Tek bir ürün grubuna kapanmadan yeni malzemeler, ölçekler ve işbirlikleri denemeye devam etmek istiyoruz. Studio Nesne’nin başlangıcındaki merakı kaybetmemesi bizim için önemli. Gelecekte ne üretirsek üretelim, gündelik bir nesneye başka türlü bakma isteği işin merkezinde kalacak.